Teknolojik cihazları ellerinden almayın, ancak…

Öğrenme Terapisti ve Psikolog İnci Özkoray, günlük ekran süresi konusunda “Çocukların bazı sorumlulukları var. Ödevleri ya da evdeki görevleri gibi... Çocuk bu sorumluluklarını yerine getirdiği zaman, zaten bilgisayarda oyun oynayacak, ekran başında geçirecek çok fazla zamanı kalmıyor” diyor. Yani iş geliyor çocuğun ev yaşamına katılımına, ödev sorumluluğuna dayanıyor.

Çocukların bilgisayar oyunlarına kısıtlama getirmenin ya da teknolojik cihazları ellerinden almanın doğru olmadığını söyleyen Öğrenme Terapisti ve Uzman Psikolog İnci Özkoray, “Ancak çocuklar haftada en az 4 saati de doğada, ormanda geçirmeli. Edindikleri bilgiyi süzgeçten geçirmeye, kendileriyle kalmaya ihtiyaçları oluyor çünkü” diyor.

Çocuklarımız bilgisayar başına geçince ders mi çalışıyor, oyun mu oynuyor bilemiyoruz. Bilemeyince de başvurduğumuz yöntem ekran karşısındaki süreyi kısıtlamak, hatta bazen yasak koymak olabiliyor. Öğrenme Terapisti ve Uzman Psikolog İnci Özkoray, yasak getirmek yerine çocuğun gününü ve sorumluluklarını planlayarak hareket etmesini, ruhsal ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için de haftada en az 4 saat doğada, ormanda olmasını öneriyor.

Avusturya Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nü tamamlayan Öğrenme Terapisti ve Uzman Psikolog İnci Özkoray, çok uzun yıllardan bu yana öğrenciler ve eğitim üzerine çalışan bir isim. Çocukların dijital cihazlarla ilişkisi, öğretme biçimi olarak dijital yöntemin kullanılması üzerine konuşurken daha ilk cümlesiyle sarsan Özkoray, bakın neler söylüyor:

“Şimdi dijital eğitim, dijital öğrenme artık vücudumuzun bir parçası, uzvu gibi hayatımıza giriyor. Bunu nasıl denetleyeceğiz? Ne kadar, neye vakit ayıracağız? Eğitime nasıl yönlendireceğiz? Bu daha tam olarak tespit edilmiş, sabit kuralları olmayan bir mefhum. Eğitimciler dijitali yeterince öğrenip yeni bir öğrenme modeli oluşturamadılar dünyada. Gördüğüm kadarıyla yetişkinler de dijitale hazır olmadığı için çocuklarını kısıtlamak yoluna gidiyor. Oysa bu sakıncalı. Çünkü artık gözlüğe bile yerleşti. Yani bir çocuğu her yerde kontrol etmeniz mümkün olmayacak.”

Tüm sorun da bu dengenin nasıl kurulacağı. İnci Özkoray, teknolojiden yana söyleyeceklerine devam ediyor:

“Oyunlar tabii ki öğreticidir. Bilgisayar oyununda algı geliştirici birçok faktör bulunuyor. Bütünleyici bir duyu sentezi ile çalışıyor oyunlar. Ses, hareket, görüntü ve öğrenme var. Yani reaksiyonu hızlandırıyor, düşünceyi hızlandırıyor. Hızlı düşünen, çabuk karar veren ve sanki öğrenmeye hiç ara vermeyen bir jenerasyon yetişiyor gibi oluyor. Bu nedenle çocukları teknolojik cihazlardan uzak tutmaya çalışmak biraz Orta Çağ’a dönme isteği gibi. Çünkü çocuklar bilgisayar oyunlarından öğrenme deneyimine geçiş yapabiliyor.”

Özkoray’ın vurguladığı nokta teknoloji ve gerçek yaşam dengesini kurmak. Bunun için öncelikle ailelere büyük iş düştüğünü anlatıyor. “Elektroniksiz alan ve saat yaratmak gerekiyor. Belirlenen saatlerde örneğin akşamları bir saat boyunca tüm aile ne televizyon izleceyek ne de cep telefonu ya da başka ekran ilgilenecek. Çünkü ailede böyle bir iletişime ihtiyaç var” diyen Özkoray, çocukların anne babalarını rol model aldığını hatırlatıyor.

Ebeveynlerin de bilgisayar oyunları ve dijital dünya hakkında fikir sahibi olması, o alanla ilgilenmesi gereği üzerinde duran Özkoray, “Anne baba teknolojik açıdan geri kaldığında çocuğuyla ilişkisinde neler oluyor?” sorusuna da “Çocuk anne babayı dinlemiyor. Çünkü onun keşfettiği şeyleri, öteki bilmiyor” diye cevap veriyor.

Özkoray’ın terazisinde  teknoloji hep biraz ağır basıyor gibi görünse de altını çizdiği çok önemli noktalar var; doğada zaman geçirmek gibi. “Çocuklarımızın elinden teknolojik cihazları çekip almayacağız. Çünkü bu çağın gereği” diye başlayarak şöyle devam ediyor:

“Ancak ağ dışında kalmak yani teknolojisiz zaman geçirmek şart. Doğada yürüyüş yapmak, temiz hava almak önemli. Buna insan beyninin ihtiyacı var. Çünkü sürekli bir enformasyon yağmuru altında. Bu yağmurda ne önemli, ne değil bunu bilebilmek, süzgeçten geçirebilmek gerek. Haftada en az 4 saat açık havada, doğada geçirilmeli. Bir çocuğun sakince hareket edebilmesi, işlerini sıralayabilmesi ve kendi ruh halini toparlaması lazım. Bunun için de orman gezisi şart. Dijitalin yanında çocuğun çıplak ayakları ile toprağa basabilmesi, doğayı hissedebilmesi gerekiyor.”

*Bu haber ebeveynus dergisinin Aralık 2019 sayısından alınmıştır. Dergi aboneliği için lütfen tıklayınız.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

fourteen + 9 =