Sosyal medyada 13 yaş sınırına dikkat!

“Çocuklar internet kullanırken, bilgisayarda oyun oynarken, aileler bu durumu dinlenme aracı olarak görmemeli.”

13 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanımına göz yummanın çeşitli sıkıntılara yol açabileceği uyarısında bulunan Serhat Özeren, “Teknolojinin amaç değil araç olduğunu öğrettiğimiz takdirde çocuklarımız da bunun sınırlarını çizebilir” diyor.

Halime Sürek Kahveci

Dergimizin sürekli dosya konularının temel başlıklarından biri olan ‘Dijital Aile’nin bu ayki konuğu Serhat Özeren… İnternet Geliştirme Kurulu Başkanlığı yapmış olan, çeşitli sivil toplum kuruluşlarındaki aktif görevlerinin yanı sıra halen Telekomünikasyon İnternet ve Bilgi Teknolojileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığını sürdüren Serhat Özeren, aynı zamanda eğitim dünyasının da yakından tanıdığı bir isim. Çeşitli eğitim kurumlarının yönetim ekibinde yer alan, iki çocuk babası Özeren, İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Yönetim Kurulu Başkanı. Yani ‘Dijital Aile’ başlığının hemen her cephesine dair söyleyeceği sözler, dikkat çekeceği noktalar var. Aileler teknolojik gelişmeler karşısında nasıl davranmalı, eğitim dünyasının dijitalleşmesi ne demek, Türkiye’de yapılması gerekenler neler? Sözü daha fazla uzatmadan kendisine bırakalım.

Söz konusu teknolojik cihazlar olunca anne babalar yasaklama ya da tamamen serbest bırakma arasında gidip gelebiliyor. Çocukların teknolojik cihazları kullanmasının yasaklanması hakkında ne düşünüyorsunuz? Tamamen serbest bırakmayı doğru buluyor musunuz?

Halen Telekomünikasyon İnternet ve Bilgi Teknolojileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığını sürdüren Serhat Özeren, aynı zamanda eğitim dünyasının da yakından tanıdığı bir isim. Çeşitli eğitim kurumlarının yönetim ekibinde yer alan iki çocuk babası Özeren, İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Yönetim Kurulu Başkanı olarak da görev yapıyor.

Dünya bu kadar hızlı bir şekilde dijitalleşirken, çocukları teknolojik cihazlardan uzak tutmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ailelerin serbest bırakma ya da tamamen yasaklama davranışının altında yatan temel etkenin internet olduğu hepimizin malumu. Bu nedenle interneti doğru kullanmak çok önemli. Özellikle dikkat çekmek istediğim konuların başında, çocukların sosyal medya kullanımı yer alıyor. Bilindiği üzere, 13 yaşın altındaki çocukların sosyal medya kullanmasını psikologlar, pedagoglar ve eğitmenler önermiyor. Birçok sosyal medya mecrasında da 13 yaş sınırı var. Ancak, çocuklar yaşlarını daha büyük beyan ederek sosyal medyayı kolaylıkla kullanabiliyor. Buna göz yummak, son derece sıkıntılı sonuçlar doğurabiliyor. Bu konuda ailelere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çocuklar internet kullanırken, bilgisayarda oyun oynarken, aileler bu durumu dinlenme aracı olarak görmemelidir. Çocuklar, mutlaka ailelerinin gözetiminde internete girmeli. Bu konuda yeterli bilgisi olamayan aileler için, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından destek veriliyor.

Birçok ülkedeki eğitim sistemini de yakından inceleyen, bilen biri olarak teknolojik cihaz kullanımının eğitim kalitesine etkileri konusunda neler söylemek istersiniz?

Dünyadaki başarılı eğitim sistemlerinin ortak kesişimi nedir, diye baktığımızda, eğitime önem vermek bir “kültür” olarak ortaya çıkıyor. Eğitim almak, eğitime önem vermek kültürü. Okulda geleneksel olan matematik, fizik, kimya, yabancı dil gibi dersleri almak önemli. Ama bundan daha çok önem verilen unsurlar görüyoruz. Kendini tanımak (ülkenin sahip olduğu değerleri), iyi insan olmak, özgüven, disiplin, sorumluluk ve görevleri liyakatle yerine getirmek.

İşte eğitimde başarılı olmuş bütün ülkelerde bu ortak değerleri ve prensipleri görüyoruz. Diyeceksiniz ki, “Ne var, bunlar zaten olmalı!” O kadar basit değil. Eğitim sisteminin temeli yukarıda saydığım unsurlar, üzerine akademik, sanat ve spor eğitimlerini koyuyorlar. Bu değerleri almadan bir sonraki aşamaya geçmiyorlar.

Tableti, bilgisayarı ders müfredatına eklemenin eğitimi kaliteli hale getirdiğini söylemek mümkün mü?

Öğrencilerin dijital okur yazar olabilmeleri, teknolojiyi öğrenmeleri ve hakimiyetleri açısından elbette eğitimde teknolojinin kullanımını önemsiyorum. Son yıllarda Dijital Dönüşüm, Bilgi Ekonomisi, Endüstri 4.0, Girişimcilik kavramları en çok konuşulan konuların başında geliyor.

Ülke ekonomisinin kalıcı, sürdürülebilir, rekabetçi global piyasalarda katma değerli ürün ve servisler üretebilen bir yerde olmasını istiyorsak, “Milli Eğitim Öğretim” sisteminde kalıcı değişiklikler yapılması gerekiyor. Girişimciler içerisinde başarısız, devamı getirilemeyen birçok projeye ve fikirlere şahit oluyoruz. Bunun temel nedenlerine baktığımızda, yeterli “kültür” oluşturamadığımızı görüyoruz. Toplumda bu kültürü oluşturmak da okullardan başlar.

Tek hedefi Liseye Geçiş Sınavında yüksek puan almak ve devamında yüksek bir puanla üniversiteye girmek olan gençlerle dijital dönüşüm veya bilgi ekonomisi çağı oluşturulamaz.

Tartışmalar devam ediyor. Kod eğitimi şart mı, değil mi?

Her mutlak değer, sıfırdan büyüktür. Kodlama eğitiminin tabii ki faydası olacaktır. Ancak yeterli mi? Değil. Bu kültürün oluşması için en temel unsur, çocuklarımızın dijital dönüşümle tanışması olacaktır. Dijital çağla tanışmak, çocukların akıllı cep telefonlarıyla oynaması değildir ya da kullanamadığımız uygulamalarla ilgili “Ne akıllı çocuklar, bizim yapamadığımızı onlar yapıyor” demek değildir. Bu, kavramsal bir dönüşümdür. Çocuklarımız ileride hangi mesleği seçerlerse seçsinler ya da henüz adı konmamış mesleklere yönelsinler, okul çağlarında alacakları “Dijital Dönüşüm ve Bilgi Ekonomisi” eğitimleri, onların kariyerlerine ve iş başarılarına doğrudan etki edecektir. Dünyada birçok kalkınmış ülke, çocuklara “Kodlama” eğitimi vermeye başladı. Haftada birkaç saat verilen bu eğitim, çocuklarımızın yapısal mantıklarını geliştirmesine önemli katkılar sağlayacaktır.  Ayrıca bu eğitimi verebilecek yetişmiş, nitelikli öğretmen kadromuz da hali hazırda mevcut. Bilişim öğretmenlerimizin iyi bir örgütlenmeyle Türkiye’nin dijital dönüşüm seferberliğinde başrol oynayacaklarından da eminim.

Teknolojinin geldiği, geleceği noktayı düşünürsek bizi nasıl bir hayat bekliyor?

Dünyadaki başarılı eğitim sistemlerinin ortak kesişiminin bir eğitim kültürü oluşturmak olduğunu söyleyen Serhat Özeren; “Tek hedefi Liseye Geçiş Sınavında yüksek puan almak ve devamında yüksek bir puanla üniversiteye girmek olan gençlerle, dijital dönüşüm veya bilgi ekonomisi çağı oluşturulamaz” diyor.

Dijital dönüşümün hayatımızın her alanına girmesiyle beraber iş yapış biçimlerimiz, randevularımız, spor alışkanlıklarımız, araba kullanış şeklimiz, dostlarımızla irtibatımız bile değişti. Kavramlar, bilgiler, veriler hızlı bir şekilde hayatımızı dolduruyor. Bazıları gerekli, bazıları gereksiz. Bütün bu dönüşümün temel amacı, hayatı kolaylaştırmak ve daha konforlu hale getirmek. Bu, bazen pek umulduğu gibi olmuyor ve hayatımızı gelen mesajlardan, akan haberlerden, paylaşım ve email okumaktan kurtaramaz hale de getirebiliyoruz. Sosyalleşelim derken asosyal birey olma tehlikesi de bizleri beklemekte. Teknolojinin doğru kullanım şekillerini öğrenmenin gelecekte en büyük kriter olacağını düşünüyorum.

Teknolojinin ilerlemesi ile konuşulan bir diğer konu da yapay zeka. Bir tarafta yapay zekanın insan hayatına sağlayacağı fayda konuşuluyor, diğer tarafta da insanlığın iş gücü ve karar verme gücünü ele geçireceği.

Peki ya meslekler?

Dijital dönüşümle birlikte hayatımızda değişecek bir diğer unsur elbette meslekler! Çok değil bundan on yıl önce sosyal medya ve dijital pazarlama uzmanlığı, e-ticaret, online alışveriş kavramları hayatımızda yoktu. Bundan 10-20 yıl sonra bizi hangi mesleklerin beklediğini bilmek zor ancak gidişata bakarak tahminde bulunabiliriz. Meslekleri eskiden doktor, asker, polis, mühendis, öğretmen diye sıralarken, şimdi tek bir başlık altında yüzlerce meslek sayabiliyoruz.

90’lı yıllarda yazılımcı ve bilgisayarcı kavramı vardı. Gelecekte Dijital Dedektiflik ve Sanal Güvenlik Uzmanlığı, Sıfır Enerji Mimarlığı, Büyük Veri Uzmanlığı, Yapay Zeka Pazarlamacılığı, Sanal Gerçeklik Uzmanlığı, Teknolojiyi Doğru Kullanma Uzmanlığı gibi mesleklerle karşılaşacağız. Altını çizmeliyim ki geleneksel mesleklerin yok olacağını düşünmüyorum. Diğer mesleklerde yerlerini koruyacak ama uzmanlıklar değişecek.

Ülkemizdeki eğitim sisteminin dijital açıdan daha iyi hale getirilmesi için neler yapılmalı?

Eğitim sabır gerektiren, yılları alan bir sistem. Başarılı olmak kolay değil. Ama hedeflerimizi doğru koyup bu hedefler içerisinde yolumuza devam etmeliyiz. Matematik dersi çok olmuş az olmuş, temel prensip bu değil. Toplumumuza eğitim kültürünü yerleştirecek vizyon çalışmalarımızı yapmalıyız. Bunun için de topyekün eğitim seferberliğiyle eğitimin en önemli unsur olduğunu, eğitim denince konunun akan sular duracak kadar önemli olduğu gerçeğini hayatımızın odağına almak zorundayız. Ancak böyle eğitim kültürünü oluşturabiliriz. Eğitimin önemi hayatın odak noktası olmalı.

Siz bir baba olarak evde teknolojik cihazlar ve gerçek hayat arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Teknolojiyi nasıl ve ne için kullandığınız çok önemli. Bu sebeple çocuklarımıza teknolojiyi nasıl, hangi amaçlar için kullanacaklarını; teknolojinin amaç değil araç olduğunu öğrettiğimiz takdirde onlar da bunun sınırlarını çizebileceklerdir diye düşünüyorum. Aslına bakacak olursanız sadece çocuklar için değil teknoloji, her yaştan insan için oldukça cezbedici, birçok noktada hayat kolaylaştırıcı bir hal aldı. Fakat fazlası sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de teknoloji bağımlılığına neden olabiliyor. Bu sebeple aileler öncelikle kendi teknoloji kullanım alışkanlıklarını gözden geçirmelidir. Bunun yanında sosyal hayattan kopmamak çok önemli. Teknoloji ve gerçek hayat arasındaki dengenin korunmasının en önemli anahtarı bence sosyal hayatın varlığını devam ettirmesidir.

*Bu haber ebeveynus dergisinin Aralık 2019 sayısından alınmıştır. Dergi aboneliği için lütfen tıklayınız.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 5 =