Okul dediğin IX – Okul nasıl yönetiliyor?

Şimdiye kadar son derece önemli bazı soruların yanıtını bulmaya çalıştık. Okul seçerken sormamız gereken bu sorular nelerdi?
1. Okulla ev arasındaki uygun mesafe ne olmalıdır?
2. Okula gidiş ya da eve dönüş yolculuğu ne kadar sürmeli, ne şeklide yapılmalıdır?
3. Okul ne zaman ziyaret edilmelidir?
4. Ders zamanı yapılacak bir ziyaret neleri görünür kılar?
5. Okulun güvenli olup olmadığına karar verirken nelere dikkat edilmelidir?
6. Öğrenci velisi olarak haklarımız nelerdir?
7. Haklarımızı korumak ve çocuğumuza uygun bir eğitim ortamı yaratmak için kimlere ne gibi sorular yöneltilmelidir?

Bu temel sorular, henüz okulun kapısından girerken üzerinde durmamız gereken ayrıntılarla ilgili. Varsayalım ilk aşamayı geçtik. Yani uzaklık, temizlik, güvenlik gibi temel konularda beklentilerinizi karşılayan birkaç okul buldunuz. Şanslısınız! Sadece fiziksel özellikleri bile bilinçli bir velinin beklentilerine uyacak birden fazla okul bulabildinizse, hakikaten şanslısınız.
Bu noktadan sonra okulun akademik işleyişine, yönetimine, eğitim anlayışına, öğretime yaklaşımı ve veliyle iletişimine bakacağız. Bence atasözleri, binlerce yıllık toplumsal deneyimin en yalın ve anlamlı yansımasıdır. Atasözlerine bayılırım. Tam da bu noktada “balık baştan kokar” sözü aklıma geliyor. Bir başka deyişle karmaşık gibi görünen bir organizasyonun nasıl işlediğine dair en önemli ipuçlarını, o kurumun yöneticisine bakarak yakalamak mümkündür. Gelin, okul müdürlerinden bahsedelim.
Okul müdürü, yasa gereği temelde öğretmendir. Üniversitelerin ilgili fakültelerinde öğretmenlik eğitimi almayanların okul müdürlüğü yapması söz konusu değildir. O halde okul müdürü her şeyden önce eğitimcidir. Buna şüphe yok. Bununla birlikte müdürün okuluna ne kadar hâkim olduğu, kurumun işleyişi üzerinde ne kadar ve ne şekilde etkili olduğu da, siz veliler açısından önemli bir ayrıntıdır.
Bazı okul müdürleri iğneden ipliğe, okulun her şeyiyle bizzat ilgilenmek ister. Bazıları ise eğitimle ilgili işleri bölüm veya zümre başkanlarına devrederek kendileri daha ziyade idari konularla meşgul olmayı tercih edebilirler.
Bu kişisel tercih bizim için neden önemli? Eğer okulun eğitimden yönetime her şeyiyle bizzat ilgilenmek isteyen bir müdürse karşımızdaki, yani personel alımından ödev konularının tespitine kadar her kararda belirleyici olmayı seçmişse, o zaman eğitim fakültesi mezunu olmaktan öte bazı özellikler taşıması gerekir.
Diyelim ki okul müdürünün odasındasınız. Ve varsayalım bu ziyaret kayıttan önce, yani okul seçme aşamasında gerçekleşiyor. Odada nelere dikkat etmelisiniz? Oda temiz ve düzenliyse, müdür mesleğinin gerektirdiği bir biçimde giyinmiş, ciddiyetle karşınızda oturmaktaysa idare ile ilgili beklentiler karşılanmış mıdır? Okulun iyi idare edildiğinden emin olabilir misiniz? Hayır. Daha dikkatli gözlerle bakmanız, odayı incelemeniz gerekir.

Toplantı Masası

Bir okulu ister sadece idari konulara ağırlık vererek, isterse hem idari hem akademik konulara eğilerek yönetsin, okul müdürü olan kişinin odasında muhakkak bir toplantı masasının bulunmasına dikkat edin. Okulun en yetkili kişisinin odasında 4–5 kişilik bir toplantı masasının bulunması size şunu gösterir: Bu okulda karar alınırken, bir mesele hakkında konuşulurken ilgili herkes davet ediliyor, fikir yürütüyor, projeler geliştiriyor ve en mükemmeli yakaladıktan sonra bir karara varılıyor. Yani “bir elin nesi, iki elin sesi var” sözündeki bilgelik okul yönetimine yansıtılıyor. Okulun müdürünün odasında yapılan böyle bir toplantıda gündeme gelecek konu disiplinle, eğitim programıyla, öğretmenlerin mesai saatleriyle, herhangi bir öğrencinin özel durumuyla ya da bir eğitsel kolun faaliyetiyle ilgili olabilir. İlköğretim ya da lise, herhangi bir okuldaki iş ve işlem çeşitliliğini tahmin bile edemezsiniz. Zaten bunlar veli olarak sizi ilgilendirecek detaylar değildir.
Sizin için asıl önemli ve anlamlı olan kararların nasıl alındığıdır. Eğer okul müdürü her konuda tek başına karar alıyorsa odasında bir toplantı masasına da ihtiyacı olmayacaktır. Kimseye danışmayacaksanız, kimsenin görüşünü almayacaksanız, farklı yaklaşımlara kulak vermeye çalışmayacaksanız neden toplantı yapasınız, odaya toplantı masası koyasınız ki? Ama her işi müdür yardımcılarıyla, bölüm başkanlarıyla veya öğretmenlerle konuşarak yapacaksa, o müdürün müdürlüğü nerede kaldı? Bir kurumun başında olması, kişinin oranın “tek adamı” olması anlamına gelmez. Tüm yetkileri kendi uhdesinde toplayan bir okul müdürü şu gibi sakıncalara yol açabilir:
• Böyle bir okulda alınan kararların, uygulamaya konan kuralların kalitesi, uygulanabilirliği ve doğruluğu bir tek kişinin kabiliyetleri ile sınırlanmış olur. Yeryüzünde hiç kimse ‘her şeyin en iyisini sadece ben bilirim’ diyemez. Kişinin bilgi ve becerisi eğitimine, yeteneklerine, deneyimine bağlıdır. O halde neden seçeneklerimizi ve olanaklarımızı bir kişinin kapasitesiyle sınırlayalım ki? Mesela okul müdürü teknolojik gelişmelerle ilgili biri değilse, o okulda yeni bir bilgisayar laboratuarının gerekip gerekmediğine kim ve nasıl karar verecek? Örneğin aslen bilgisayar öğretmeni olan bir müdür yardımcısının fikri alınmayacak mı?
• Böyle bir okulda diğer çoğu idareci ve öğretmen fikirlerine değer verilmediği duygusuyla çalışır. Her şeyi sadece okul müdürünün bildiğinin varsayıldığı, diğer eğitimcilerin deneyim ve görüşlerine önem verilmeyen bir ortamda hiçbir öğretmen verimli ve üretken olamaz. Sonunda sizin çocuğunuzla birinci elden muhatap olacak, onun bilgi ve becerilerini geliştirecek öğretmenin kendisini değersiz hissetmesi öğrenci için son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır.
• Böyle bir okulda muhtemelen öğretmenler her an bir hata yapma korkusuyla çalışmaktadırlar. Beğenilmeme, takdir edilmeme endişesi taşıyan öğretmenin bir dereceye kadar gergin, hatta öfkeli olacağı tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Derse beş karış suratla giren, âmirleri tarafından sürekli eleştirileceği kaygısı taşıyan bir öğretmenin ders verdiği bir sınıfta ortam gergindir. Böyle bir ortamda öğrenci olmayı, bırakın çocuğu bir yana siz bile istemezdiniz.
Bu noktada bir örnek vereyim: Disipliniyle ünlü bir lise. Öğretmenler odasındayız. Konu, bir arkadaşın az önce ders yaptığı sınıftaki bir öğrenciyi haksız yere azarlaması. Hararetli bir tartışma sürüyor. Konuşulanları sizin için özetleyeyim. Öğretmen iki saat önce koridorda okul müdürüyle karşılaşıyor. Okul müdürü hem idari hem akademik konulara son derece hâkim, iyi bir eğitimci. Ancak tüm yetkileri elinde toplamış, ‘okul hayatımdır’ felsefesiyle hareket eden, gerekli gereksiz her şeye karışan ve üslubu son derece sert biri. Öğretmenlerle diyalogu neredeyse sıfır. Mecbur kalmadıkça kimseye selam bile vermiyor. Her zaman çok meşgul ve gergin bir yapısı var. Adeta elektrik saçıyor etrafına.
Söz konusu öğretmenle koridorda karşılaştıklarında fikir alışverişi bir yana, sene başından beri iki çift laf etmiş değiller. Müdür öğretmeni görünce aniden duruyor ve azarlarcasına “Şu kılık kıyafetini bir düzelt artık! Pazardan mı giyiniyorsun arkadaşım? Üstün başın dökülüyor!” deyiveriyor. Bu sözlerle başından aşağı kaynar sular boşanan öğretmen de hazırcevaplıkla “verdiğiniz maaşla ancak pazardan giyinebiliyorum” yanıtını patlatıyor. Bu gergin diyalogdan kısa süre sonra da derse giriyor. Tabii kabak sınıftaki bir öğrencinin başına patlıyor ve öğretmen çocuğu fındıkkabuğunu doldurmayacak bir nedenle adamakıllı azarlıyor. Sonunda sinirleri laçka olmuş, müdüre kızgın, öğrenciye çıkıştığı üçün üzgün bir halde, öğretmenler odasında dert yanıyor.
Bu hikâyedeki çocuğun sizinki olmasını istemiyorsanız, müdürün odasına dikkat edin. Odada toplantı masası var mı? Konuşmalardan çıkardığınız kadarıyla öğretmenler bu okulda hak ettikleri ölçüde saygı ve itibar görüyor mu? Kararlar birlikte mi alınıyor, tek başına mı? Çocuğunuzu, öfkesi burnunda öğretmenlerle başbaşa bırakmak istemiyorsanız, o toplantı masasının ne kadar önemli olduğunu bilmelisiniz.

Kitaplıkta Neler Var?

Toplantı masası kadar önemli bir diğer ayrıntı da müdürün odasındaki kitaplıktır. Kitaplıkta eğitim öğretimle ilgili yasa ve yönetmeliklerin, muhafazası zorunlu dosyaların bulunması doğal. Ama bakın bakalım, eğitime yeni yaklaşımlar, yeni öğretim teknikleri, verimli ders çalışma ve ders anlatma yolları gibi okulun mevcut işleyişini geliştirmeye yönelik kitaplar da var mı? Korkmayın. Okuma yazması olan herkes bulundurulması zorunlu kitaplarla eğitim öğretimi geliştirmeye yönelik kitapları ayrıt edebilir. Burada kitap adı vermek istemiyorum. Neyi kast ettiğim anlaşılacaktır sanırım.
Okulu yöneten kişinin eğitim ile ilgili yeniliklerden, gelişmelerden haberdar olmasını, bunları uygulamasını beklemek veli olarak hakkınızdır. Üstelik sadece okul müdürünün değil, öğretmenlerin de bu anlayışa sahip olması gerekir. Yeni eğitim yöntemlerini, araç gereçlerini kullanacak olan öğretmenlerdir çünkü. Öğretmen bilmediği, tanımadığı bir yeniliği sınıfa taşıyamaz. Dolayısıyla sadece okul müdürünün kitaplığında değil, öğretmenler odasında da sürün yeniliğin izini. Varsa sosyal dersler, matematik, fen derslerine ayrılmış bölüm odalarındaki kitaplıkları da aynı dikkatle inceleyin. Tabii tüm derslerde kullanılacak kitaptan haritaya, cetvelden teste kadar her malzeme Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış olmalıdır. Bu tartışılmaz.
Ancak eğitim kadar yeniliklere açık olunması gerekli bir başka uzmanlık alanı var mıdır, bilemiyorum. Eğitimin öznesi insandır, hem de genç insan. Öğrenmeye açık, meraklı, hevesli, enerjik, kabiliyetli gençlerin karşısına, onları eğitmek, hayata hazırlamak iddiasıyla çıkan bir okulun çağdaş olması, gelişmelere, yeniliklere açık bir anlayışla yönetilmesi gerekir. Soyut kavramlardan bahsederek konuyu bulandırmak istemem. Basitçe şu soruyu sormanızı öneriyorum. İster gözlemlerinizi değerlendirirken kendinize, ister okulu tanımaya çalışırken yöneticilere, yetkililere sorun:

Okul hangi zaman diliminde yaşıyor?

Yıllar önce, sizin öğrenciliğinizdeki okulları mı çağrıştırıyor? Okul müdürü tıpkı sizin zamanınızdaki müdürler gibi mi? Okulun kapısından girince hoş bir nostalji kaplıyor mu içinizi? Bu iyiye işaret değil. Çünkü orası müze değil. Okulun geçmişi değil, bugünü yansıtması gerekiyor. Sizin zamanınızın koşulları ile çocuğunuzun yani bugünün koşulları, ihtiyaçları, öncelikleri farklıdır. Bugünün gençlerini, çocuklarını eğitmek için düzenlenmiş bir okul, bugünde yaşamalıdır. Örnekse sizin 7–17 yaş arasında oynadığınız oyuncaklar, kullandığınız defter kitaplar bugün var mı? Hayır. O zaman neden sizi eğiten ve hayata (muhtemelen gayet iyi) hazırlayan eğitim tarzı yirmi yıl sonra çocuğunuzun da yaşamına girsin? Yirmi yıl önceyle bugünün nesi aynı ki, eğitim anlayışı aynı olsun?
Benim öğrenciliğimde, yanlış hatırlamıyorsam ilköğretimde “güzel yazı” diye bir ders vardı. Öğretmeninizin çok önemsediği bu derste kitap harflerinin yanında okunaklı ve güzel el yazısını da öğrenirdik. Bana çok şey kattığını öncelikle belirtmeliyim. Doğru düzgün bir el yazısına sahipsem, bu ders sayesindedir. Ancak günümüz çocukları için bu ders kadar önemli bir başka şey var: Klavye! Çağımızda iletişim ve yazışmaların neredeyse tamamı bilgisayar ortamında gerçekleşiyor. Bizim ders programımızda bilgisayar kullanımına ilişkin bir şey yoktu. Bilgisayar yoktu ki! Bizler sonradan, biraz da el yordamıyla öğrendik bu işleri. Ancak çocuklarımız için bilgisayar ekranı, klavyesi defter kalem kadar sahici. Peki, güzel yazı dersinin artık gerekmiyor mu? Gerekiyor. Ancak yanında bilgisayar dersi de gerekiyor. Yani okulun, ders programının ve okul yönetiminin bugünde yaşaması, çağın ihtiyaçlarına göre ders programını düzenlemesi gerekiyor.
Ben veli olsam çocuğumu kaydettireceğim bir okulun müzeye benzemesindense uzay üssüne benzemesini yeğlerim. Okul müdürü mümkünse benim okulumun müdürüyle hiçbir ortak yöne sahip olmamalı. Çocuğumun okulunu yöneten kişi, öğrencilere disiplinli olmayı öğretmenin tek yolunun asık bir suratla ortada dolaşmak olmadığını bilmeli. Bir veli olarak sert, tavizsiz, yeni¬likten uzak ve gelişmeye kapalı bir zihnin çocuğuma çalışmayı, öğrenmeyi, araştırmayı sevdiremeyeceğini bilirim ne de olsa…
Bu bölümde ele aldığımız konuları özetleyelim:
• Okul müdürünün odasında toplantı masasının bulunması, ya da hemen yakında ayrı bir toplantı odasının bulunması gerekir. Bu sayede en kestirme yoldan görürsünüz ki, okulla ve eğitimle ilgili kararlar görüşülerek, tartışılarak, olgunlaştırılarak alınmaktadır. Çocuğunuz tek bir eğitimcinin değil, okuldaki tüm eğitimcilerin deneyim ve becerilerinden yararlanacaktır bu okulda. Öğretmenlerini, idarecilerini örnek alarak ileride, meslek yaşamında takım çalışmasının iyi bir unsuru olabilecektir.
• Geleceğe hazırladığınız çocuğunuzun okulundaki yönetici ve öğretmenler eğitim dünyasındaki gelişmeleri takip etmeli ve uygulamalıdır. Bu nedenle okul müdürüne ve öğretmenlere ayrılmış odalardaki kitaplıklar, eğitimle ilgili yeniliklerden bahseden kitaplarla dolu olmalıdır. Okulun gelişmeye açık olup olmadığını görmenin en güvenilir ve hızlı yolu bu kitaplıkları incelemekten geçer.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + nineteen =