Öğretmene yönelik olumsuz sözler, çocuğu okuldan uzaklaştırıyor

Bu ülkede kutsal sayılan mesleklerin başında öğretmenlik geliyor. Ancak öğretmenlere saygının giderek erozyona uğradığı da bir gerçek. Anne babaların öğretmenlere yönelik olumsuz sözleri ve davranışlarının en büyük zararı ise çocuklarına oluyor. Bu çocuklar öğretmenlerinden soğudukları gibi eğitimden de geri kalıyorlar. Kısacası milyonlarca öğrencinin yeniden ders başı yaptığı ikinci dönemin bu ilk günlerinde “öğretmene saygı” konusunu ele alınca bir dokunduk, bin ah işittik… Gelin, o ahları sayalım bir bir…

Halime Sürek Kahveci

Öğretmenlik Türkiye’de “kutsal” sayılan mesleklerin başında geliyor. Uluslararası bir araştırmaya göre öğretmenliği statü olarak en yüksekte gören üçüncü ülkeyiz. Buna karşın Türkiye, öğretmen maaşlarının en kötü olduğu 6. ülke. Çelişkilerimiz bununla da sınırlı değil. Zira öğretmene yönelik saygının giderek erozyona uğradığı, velilerin “kutsal” sayılan bu mesleği yapanlara yönelik sözlerinin, davranışlarının şiddet boyutunda her geçen gün artış yaşandığı da bir gerçek. Sadece okul bahçelerinde veli tarafından dövülen, öğrencisinin bıçakladığı öğretmenler değil, meslek mensuplarının neredeyse tamamı “saygınlık” sorunu yaşıyor.

OLAN ÇOCUKLARA OLUYOR

Bu durum, toplum olarak hepimizi etkileyecek bir sorun yumağına dönüşüyor. Çünkü çocuğumuz ödev yaparken takıldığı bir soru için yanımıza geldiğinde “Her şeyi ben mi anlatacağım? Öğretmenin ne işe yarıyor?” dediğimizde, karnesindeki zayıflar için özeleştirimizi yapmadan önce “O öğretmende iş yok” diye tepki gösterdiğimizde, sınıfta meydana gelen bir olayı veli whatsapp gruplarında “otopsi” yapar gibi deşip durduğumuzda, olan aslında bizim çocuğumuza oluyor. Çünkü anne babaların öğretmenlere yönelik olumsuz tavırları en çok öğrencileri vuruyor.

KİMLER VAR?

“Sorun nasıl çözülür” diye düşünüp hazırladığımız haber için Öğretmen Bilge Savacı, Uzman Klinik Psikolog Alev Akal, öğretmenlere yönelik eğitimleriyle olduğu kadar ebeveynler için yaptığı uyarılarla da sözleri kulağımıza küpe olan Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş ile üniversite sıralarında oturan geleceğin öğretmenlerine ders veren Öğretim Görevlisi Ece Karaboncuk sayfalarımıza konuk oldu.

“Öğretmen her veliye eşit mesafede olmalı”

Çocuğu anne baba için ne kadar özelse onun öğretmenini de kalbinde bir o kadar korunaklı yerde tutmalı ki çocuk ikilemde kalmasın. Öğretmenleri, diğer meslektaşlarıyla kıyaslamayın.

Bilge Savacı, genç bir öğretmen. 2012’de Erzurum’un köylerinde öğretmenlik yapmaya başlamış.

Bilge Savacı, uzun yıllardır sosyal medyadan takip ettiğim genç bir öğretmen. Öğrencileri ile ilgili paylaşımları, kitap okumaya yönelik ilgisi, çocuklara okumayı sevdirme çabası, “Acaba daha iyisini nasıl yapabilirim?” sorusundan yola çıktığını belli ederek sürekli eğitimlere katılması, onunla konuşmak istememizin temel nedenleri. Niye öğretmen olmak istediğini sorunca cevap olarak “Öğretmen olduğum için çok mutluyum çünkü öğrenmek, çocuklarla olmak bir sihir. Bu sihri hep yeniden yaşamak harika” diyor. Öğretmenlere yönelik davranışlarla ilgili olarak da şunları söylüyor:

“Özellikle ilkokul velileri arasında, dersleri öğretmenden iyi bildiğini düşünenlere rastlıyoruz. Bu, elbette mümkün ama veli toplantılarında küçümseyici bir tavır takınmaları öğretmen açısından motivasyon kırıcı. Bir velinin öğretmene saygısızlık yapmasının kendisini daha güçlü kıldığı fikrine de kapılabildiği düşüncesindeyim.”

Anne babaların bu olumsuz tavrı; okul, dersler ve sınıf ortamı hakkında ileri geri konuşmaları, kendi aralarındaki dedikodular öğretmenlerden çok çocuklara zarar veriyor ona göre. “Bu durum çocuğun öğretmeninden kalben bir ömür kopmasına dahi neden olabilir” diyor Savacı. Öğretmene yönelik olumsuz sözlerin henüz dedikodu kavramını pek anlayamayan çocukların iç dünyasında büyük yıkıma yol açtığını anlatan Öğretmen Bilge Savacı, anne babalara sesleniyor:

“Çocuğu anne baba için ne kadar özelse onun öğretmenini de kalbinde bir o kadar korunaklı yerde tutmalı ki çocuk ikilemde kalmasın. Eğer öğretmenle bir sorun yaşıyorsanız lütfen doğrudan onunla konuşun. Öğretmenleri, diğer meslektaşlarıyla kıyaslamayın. Öğretmene yaklaşımınızda açık olun.”

Köy ve kent öğretmenliğinin farkı üzerine de şunları söylüyor:

“Köyde veli, öğretmenlik işini öğretmene bırakıyor, anne babalar öğretmenlere daha çok güveniyor. Bu da veli-öğretmen arasındaki diyaloğun yorucu ya da kırıcı boyuta gelmesini önlüyor. Şehirde hiç çalışmadım ama zor olduğunu tahmin ediyorum öğretmen veli ilişkisi açısından. Ayrıca köyde öğretmen ruhen daha dinç. Bu da eğitimin verimini artırıyor.”

Peki, sorumluluğun tamamı anne babaya mı ait? Öğretmenler hiç mi hata yapmıyor? Savacı, “Öğretmenler velilere karşı daha açık olmalı bana göre” diyor. Çözüm odaklı ve adil olmaları gereğinin de altını çiziyor. Dikkat çektiği önemli bir nokta da öğretmenlerin tüm velilere eşit mesafede olması zorunluluğu. “Buna dikkat edilmemesi de velileri üzüyor” diyor.

“Öğretmeni hakkında konuşulan çocuk, okulda afallıyor”

Bilge Savacı, genç bir öğretmen. 2012’de Erzurum’un köylerinde öğretmenlik yapmaya başlamış. Halen Yozgat’ın bir köyünde görev yapıyor. Öğretmene saygı konusunda yaşanan olumsuzluklarla ilgili görüşlerini de şöyle dile getiriyor:

“Elbette genelleme yapmak mümkün değil ama bugün ebeveyn olan kişilerin birçoğunun öğretmenleri karşısında kendini ifade edemedikleri, değer görmedikleri, belki şiddete maruz kaldıkları bir çocukluktan gelmiş olmaları etken bence. Bir de öğretmene yönelik olumsuz davranışlar konusunda veliler birbirlerinden etkileniyor. Öğretmeni hakkında konuşulan çocuk, okulda afallıyor, derse uyum sağlayamıyor.”

Keşke öğrenciler ‘Hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum’ demese

Uzman Klinik Psikolog Alev Akal, özellikle çocuk ve ergenlere yönelik çalışmalar sürdürüyor. Son yıllarda öğretmenlere saygı konusunda ciddi bir erozyon yaşandığında o da hemfikir.

Madem şimdi okul koridorlarında dolaşmaya başladık. O zaman daha çok bilgi almaya bakalım… Halen özel bir eğitim kurumunda rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümünde görev alan Uzman Klinik Psikolog Alev Akal, özellikle çocuk ve ergenlere yönelik çalışmalar sürdürüyor. Son yıllarda öğretmenlere saygı konusunda ciddi bir erozyon yaşandığında o da hemfikir. “Öğretmenlik en kutsal mesleklerden biri olarak gösterilir. Ama maalesef öğretmenler zaman zaman aileler tarafından saygısızca hedef alınıyor” diyor. Toplumdaki değer yargılarının değişmesinin bunda etken olduğu düşüncesinde olan Akal, şöyle devam ediyor:

“Okullarda en çok yaşanan disiplin olayları sıralamasında ‘öğretmene saygısızlık ve hakaret’ ilk sırada. Bu tür olumsuz davranışlar bazen velilerde de görülüyor. Çeşitli biçimlerde aşağılanan, dövülen, vurulan, dağa kaçırılan, rehin alınan, şehit edilen öğretmenlerimiz var. Öğretmenlik mesleğine madem kutsallık payesi veriliyor, o zaman herkes gerekli saygıyı göstermesini de bilmeli. Keşke öğretmenlik Türkiye’de de insani yaşam standartlarına ulaştırabilen bir meslek olsa da öğrencilerimiz ‘Hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum’ demese… Çünkü öğretmenlik gerçekten herkesin yapamayacağı kutsal bir meslektir.”

‘CANIM SIKILDI’ DEYİP DERSE KATILMAYAN ÖĞRENCİLER VAR

Akal’a göre, anne babaların öğretmen hakkında olumsuz konuşmasına, whatsapp gruplarındaki yazışmalara tanık olan öğrenci, ertesi gün okula geldiğinde “Annem de onun hakkında böyle dedi. Öğretmenim zaten kızgın biriymiş. Annem babam da onun iyi olmadığını söylüyor” diyebiliyor. Bu durumun öğrencinin okulda daha agresif, özensiz, dikkatsiz ve başına buyruk davranmasına yol açtığını vurgulayan Akal, kısaca en büyük zararı yine çocuğun gördüğüne işaret ediyor:

“Öğretmene ve okula güveni olan, olumlu tutum içindeki ebeveynlerin çocukları ise okula daha istekli, mutlu geliyor. Dersleri daha dikkatli dinliyorlar ve öğretmenine daha saygılı davranıyorlar. Bu nedenle öğretmenin motivasyonun yüksek olmasında, çocuğun okula istekli gelmesinde ve öğretmenine karşı saygılı olmasında ailelerin büyük etkisi bulunuyor.”

Akal, öğrenciler arasında sıklıkla görülen olumsuz davranışları “öğretmene karşı gelme, kendi istediğini yapma ve yönergeye uygun hareket etmeme” olarak sıralıyor. Öğrencilerin davranış değişikliği için sözlü uyarının yetmediğini, yaptırım uygulanması gerektiğini ve iç kontrol mekanizmalarının da gelişmediğini ekleyince durum biraz daha netlik kazanıyor: “Aileler, evde çocuklarına sorumluluk vermediğinde ve okula ‘İyi eğlenceler’ diyerek gönderdiklerinde öğrenciler okulun ve derslerin ciddiyetini anlayamıyor. Bu nedenle de ‘Canım sıkıldı’ diyerek derslerde yapmaları gereken çalışmaları yapmıyorlar. Aile ve öğretmen iş birliğinin çocuğun başarısında kritik önemde olduğu unutulmamalıdır.”

Velilerin öğretmenlere yönelik yaklaşımlarında “özel okul-devlet okulu” ayrımı da gözlemleniyor. Özel okullarda sınırların ve görev tanımlarının daha belirsiz olduğunu kaydeden Akal, “Bazen veliler evde sorun yaşadıklarında çözümü de okuldaki öğretmenden istiyor. Öğretmenin okulda esas yapması gerekenlerin dışında anne babalar ondan ‘çocuğun yemek yemesi, evdeki alışkanlıklarının takibi, uyku saatinin düzenlenmesi, ipad ve bilgisayar oyununu çok oynamaması, doğum günü partilerindeki davranışı, korkuları, spor kulübündeki isteksizliği’ gibi bir dizi konuda etkin olmasını, çocuğun davranışlarını düzeltmesini sağlamasını bekliyor. Sanki bir sihirli değnek varmış gibi öğretmenlerin tüm davranışları değiştirme gücü olduğuna inanabiliyorlar. Ancak bu tür davranışları değiştirmek ailedeki tutumların da değişmesi ile ilgilidir” diyor.

Öğretmenlere öneriler

Uzman Klinik Psikolog Alev Akal, öğretmenlere yönelik şu tavsiyelerde bulunuyor:

  • Öğretmen çocukla birlikte olmalı, arkadaş gibi davranmalı ama hiçbir zaman çocuklaşmamalıdır.
  • Öğretmen ne öğreteceğim yerine, hangi eğitsel faaliyeti, nasıl öğretebilirim endişesi içinde olmalıdır.
  • Öğretmen, aynı anda birden fazla çocukla ilgili olmalıdır. Bunu grup faaliyetleri ile yapabilir.
  • Çocuklara karşı ön yargılı olmamalıdır. Çocukların değerlerinden alçak gönüllü olmaya dikkat etmelidir.
  • Öğrencilerin birbirleriyle iyi ilişki kurmasında, öğretmenin rolü vardır. Öğretmen, bunu yaparken öğrencilerin birbirleri ile saygılı olmasını, ilişkilerinden zevk almasını sağlamalıdır. Çocuğu sözel olarak ödüllendirmelidir, tebrik etmelidir. Sınıf içerisinde çekingen öğrenci ile aktif öğrenci bir araya getirilerek, sınıf içerisinde bir kaynaşma sağlanmalıdır.
  • Öğretmen; çocuk ve veli arasındaki köprü olmalıdır, ilişkileri dengelemeli ve doğru yönlendirmeler yapmalıdır. Tüm bu görevlerine karşılık da aileler öğretmene saygı duymalı, ona değer vermeli, onlarla etkin iletişim kurmalıdır. Suçlayıcı ve yargılayıcı tavırlar problemlerin çözülmesine yardımcı olmaz aksine büyümesine neden olmaktadır.

Öğretmenlik ekmek parası için yapılırsa…

“Öğretmen sınıfa ‘Ben şu dersi anlatmaya giriyorum’ diye değil de ‘Ben Türkiye’nin geleceğini inşa etmeye giriyorum” diye girerse başka türlü davranır.”

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, zaman zaman Öğretmen Akademisi Vakfı’nda öğretmenlere yönelik çalışmalar da yapıyor.

Öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla eğitim programları geliştiren Öğretmen Akademisi Vakfında zaman zaman öğretmenlere yönelik çalışmalar da yapan Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş’ın da kapısını çaldık. Prof. Dr. Acar Baltaş, “Öğretmene saygı konusunun birincisi öğretmenlerden ikincisi de anne babalardan kaynaklanan iki boyutu olduğunu düşünüyorum” diyerek söze başlıyor. Öğretmenliğinin “ekmek parası” için yapılan bir iş haline gelmesinin, üniversite sınavına girecek adayların “Hiçbiri olmazsa bari öğretmenlik yaparım” deyip tercih yapmasının öğretmenlerin niteliği üzerinde etkisi olduğunu anlatan Prof. Dr. Baltaş, şunları söylüyor:

“Öğretmenler niteliksiz demiyorum. Ama öğretmen olma misyonu taşımayan, öğretmenliği ekmek parası için yapan insanlar haline geliyorlar. Bir insan işini ekmek parası için yaparsa ancak kovulmayacak kadar çalışır. Bir öğretmenin öğretmenlik misyonuna hizmet edecek şekilde işini yapması için hayattaki varlık sebebi ile yaptığı iş arasında köprü kurması gerekiyor. Öğretmen sınıfa ‘Ben şu dersi anlatmaya giriyorum’ diye değil de ‘Ben Türkiye’nin geleceğini inşa etmeye giriyorum” diye girerse başka türlü davranır.”

Bu kadar çok öğretmenler hakkında konuşurken sizin aklınıza kendi çocukluğunuzdan, öğrenciliğinizden gelen isimler var mı? Neden o öğretmenleri hatırlıyorsunuz? Dersi nedeniyle mi? Prof. Dr. Baltaş’a göre öğretmenin anlattığı dersin çok fazla önemi yok. Hepimiz orta okulda, lisede öğrendiğimiz her şeyi unuttuk. “O bilgiler bize sınavı geçene kadar lazımdı” diyor Baltaş ve ekliyor: “Unutmadığımız, öğretmenlerimizin bize ne hissettirdiği.”

ÇOCUKLAR EĞİTİMDEN KOPUYOR

Terazinin veli tarafına gelirsek; orada da çocuklarının anlattıklarına göre karar veren anne babalar bulunuyor. Evde yapılan “Bak kimleri de öğretmen yapıyorlar? Öğretmen dediğin böyle mi olur?” türü konuşmaların çocuğu etkilediğine işaret eden Prof. Dr. Baltaş, şöyle devam ediyor:

“Anne babaların çocukların tek yönlü beyanını mutlak doğru kabul edip öğretmenler hakkında olumsuz konuşmaması gerekiyor. Bu sözleri duyan çocuk öğretmenini saymıyor. Öğretmen de yeterince olgun değilse çocuğu kazanmak için bir şey yapmıyor. Dolayısıyla çocuk sadece o dersten kopmuyor; öğrenmekten, okuldan, eğitimden uzaklaşıyor.”

Öğretmenlerin çocuklara ulaşamamasının bir nedeni de donanımlarının gençlerin ihtiyaç duyduğu dünyaya uygun olmaması. “Geçmişte bilgi çok değerliydi. Ancak bugün bilgi her yerde” diyen Baltaş, “Bilgi ile ne yapılacağı önemli. En önemlisi düşünmek ve bir şey üretmek. Dolayısıyla liseden, üniversiteden mezun olan çocukların ellerinden hiçbir şey gelmiyor. O zaman niye okuyorlar?” diye soruyor.

Prof. Dr. Baltaş, bu yıl okula başlayan çocukların yüzde 60’ının, mezun olduklarında bugün henüz bilmediğimiz işlerde çalışacağını hatırlatıyor. Sözlerine son verirken bizi de “İlişki yönetimi, iş birliği, eleştirel düşünce ve yaratıcılık önem kazanıyor. ‘O sana vuruyorsa sen de ona vur’ dediğimiz çocukların iş birliği yapmasını nasıl sağlayacağız? Beş seçenek arasından doğruyu seç, dersek nasıl eleştirel düşünecek? Eleştirel düşünce, iş birliği olmayınca nasıl yaratıcılık olacak?” sorularıyla baş başa bırakıyor.

21. yüzyılın öğretmenleri nasıl olmalı?

“Artık ezberleyerek sınavlarda başarılı olma, tüm dünyada kapandı. Dolayısıyla öğretmenler de değişmeli. Dersinin bekçisi değil; alanının sahibi, uzmanı, uygulayıcısı olmalı hepsi.”

Öğretim Görevlisi, Eğitim Uzmanı ve TV Programcısı unvanlarını bir arada taşıyan Ece Karaboncuk, halen Woman TV’de eğitim programı hazırlıyor.

Bugün öğretmenlik yapanlar da bir zamanlar öğrenciydi. Hala onlarca üniversitenin fakültelerinde öğretmenlik mesleğini yapmak için eğitim alan binlerce öğrenci var. Onlar bu mesleğe nasıl hazırlanıyor? Bu soruyu Öğretim Görevlisi, Eğitim Uzmanı ve TV Programcısı unvanlarını bir arada taşıyan Ece Karaboncuk’a ilettik. Karaboncuk, halen Woman TV’de eğitim programı hazırlıyor, pek çok gençle hem sosyal medyada hem de okullarda buluşup özellikle sınavlar, meslek seçimi, yaşam boyu öğrenme konularında onlara rehberlik ediyor. Ayrıca İstinye ve Medipol üniversitelerinde de Eğitim Sosyolojisi, Eleştirel ve Analitik Düşünme, Öğretimi Bireyselleştirme ve Uyarlama, Eğitimde Program Geliştirme ve Çocuk ve İletişim derslerini veriyor.

Toplum olarak öğretmenlik mesleğine yaklaşımımız nasıl ?

Öğretmenliğin Nobel’i olarak kabul edilen Global Öğretmen Ödülü’nün destekçisi Varkey Vakfı tarafından 2013 yılında yapılan çalışmada, öğretmenlerin sosyal statüleri incelendi. Bu çalışma içindeki “Statü Endeksi” göstergelerine göre Türkiye, Çin ve Yunanistan’dan sonra öğretmen statüsünün en yüksek algılandığı üçüncü ülke olarak listeleniyor. 35 ülkeyi içeren OECD raporuna göreyse Türkiye aynı öğretmenlere en az maaş veren dünyadaki 6. ülke. Her şeye rağmen Türk öğretmenlerin dünyadaki pek çok ülkedeki meslektaşlarından fazla itibar görüyor olması kültürel mirasımız olmalı. Ancak gün be gün erozyona uğradığı hem doğru hem de şaşılmayacak bir gerçek.

Öğretmenler cephesinin eksikleri neler size göre?

21. yüzyıl bilmekten değil öğrenmekten güç alan “Benim sınıfım bir deneyim sınıfı” diyecek öğretmenler istiyor. Oysa henüz eğitim fakültelerinin çoğu bu vizyonda öğretmen yetiştiremiyor. Ancak bu denizin suyu bitti: Artık ezberleyerek başarılı olma, “-mış gibi yaparak” öğrenme devri tüm dünyada kapandı. Türkiye’de de pek çok kişi farkında bunun. Çok yakında, her kademede eğitim programlarının daha bütünleşik ve anlama odaklı olacağını Milli Eğitim Bakanlığı açıkça söylüyor. Dolayısıyla öğretmenler de değişmeli. Artık dersinin bekçisi değil; alanının sahibi, uzmanı, uygulayıcısı olmalı hepsi. Öğretmenlerin özlük haklarında da kapsamlı iyileştirme yapılmalı.

Geleceğin öğretmenlerine eğitim veriyorsunuz. Onlarda gördüğünüz özellikler neler?

Öğretmen adaylarının ezberlememelerini bunun yerine öğrenmeye çalışmalarını sağlamak hayli zor oluyor. Bugüne kadar sınavdan iyi not almak, en doğru şıkkı seçmek, hızlı çözmek ve mutlaka birini geçmek üzerinden başarıyı okumuş gençlere, “Ezberlediğiniz cümleleri değil, yorumlarınızı istiyoruz” dediğimizde bocalıyorlar. Ben derslerimde önemli bir zaman dilimini onları merak ettirmeye harcıyorum mesela. Çok şaşırıyorlar. Öğrenmeye hevesli tabii gençler. Neden olmasınlar ki? İnsanın doğası bu, merak… Ancak sisteme yenildiklerini kendileri söylüyorlar. “Ben de ezberci eğitim sisteminden geliyorum ama ben değiştim” dediğimde gözleri parlıyor. Bunu öğreneceklerini ancak değişimi kabul etmeleri gerektiğini söylüyorum. Mutlu olduklarını hissediyorum. Ben; gördüğüm, öğretmeni olduğum, yanında yürüdüğüm gençlerin çoğuna güveniyorum. Sorun şu ki onlar pek kendilerine güvenmiyorlar. Sanki hastaymış, eksikmiş, yarımmış gibi davranıyorlar kendilerine. Sistemi suçluyorlar ama sistemi değiştirecek olanların yine kendileri olduğunu hayal bile edemiyorlar.

Whatsapp gruplarının artısı eksisi

Teknolojik gelişmeler iletişimi kolaylaştırıyor. Okul-aile iş birliğinin güçlenmesi açısından whatsapp grupları kullanılabilir. Ancak dikkat edilmesi gereken çok önemli noktalar bulunuyor. İşte uzmanların whatsapp değerlendirmesi:

  • Amaç dışında kullanılması ve okulda yaşananlarla ilgili günlük olumsuz yorumlarının yapılması aileler arasında gerginlik yaratıyor.
  • Yazışmalardan haberdar olan öğretmenlerin motivasyonu bozuluyor.
  • Ödev, öğrencinin sorumluluğu. Ancak veliler whatsapp gruplarında ödev peşine düşerek çocuklarının yapmaları gereken işi kendileri yapıyor.
  • Yazılı iletişimde yanlış anlamalardan kaynaklanan sorunlar giderek daha da büyüyor.
  • Çocukların, çocuk olmalarından kaynaklanan ufak tefek anlaşmazlıklarını kendilerinin çözmesi yerine velilerin bu gruplarda dile getirmesi çocukların sosyal gelişimlerini de olumsuz etkiliyor.
  • Annelerinin whatsapp yazışmalarını gören çocuklar özellikle başkaları ve öğretmenleri hakkındaki olumsuz yorumlardan etkileniyor. İlişkilerdeki sahicilik ortadan kalkabiliyor.

*Ebeveynus dergisinin Şubat 2020 sayısından alınmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 8 =