Öğrenmenin temeli duyusal gelişim

Çocuğunuz hareket etmekten hoşlanmıyorsa, üşüdüğünü ya da açlığını fark edemiyorsa, bazı yüzeylere dokunmaktan kaçınıyorsa, arkadaşlarıyla kurallı oyunları oynamakta zorlanıyorsa duyusal gelişim açısından zorluk yaşıyor olabilir.

Öğrenme becerisinin yalnız bilişsel faktörlerle ve zeka ile ilgili olduğunu zannediyoruz. Oysa öğrenmenin temelinde duyusal ve fiziksel beceriler yatıyor. Giderek değişen yaşam koşulları, çocukların yeterince hareket etmemesi, evde kapalı büyümesi, teknolojik cihazlarla uzun süre geçirmesi ya da aşırı evhamlı ebeveynlerin onları hareketten, düşmekten alıkoyması da bu becerileri sekteye uğratıyor. Hal böyle olunca duyusal gelişim bozukluğu nedeniyle terapi gören çocukların sayısı da her geçen gün artıyor. Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Duyuçocuk Fizyoterapi, Eğitim ve Danışmanlık kurucusu, uluslararası geçerliliği olan Ayres Duyu Bütünleme sertifikasına sahip Pediatrik Fizyoterapist Onur Aşkar, öğrenme fonksiyonlarının temelini oluşturan duyusal gelişim faktörlerini anlatırken anne babalar için de altın değerinde önerilerde bulunuyor.

Bebeklerin anne karnındayken kendi yüzlerine ya da göbek kordonlarına dokunarak, dışarıdan gelen sesleri işiterek, annenin yediği yemeklerin tadına vararak başlayan duyusal gelişim süreçlerinin, doğduktan sonra da devam ettiğini anlatarak söze başlayan Aşkar, şöyle konuşuyor:

“Fiziksel beceri gelişiminin ilk adımı reflekslerdir ve bu refleksler ilk 3 aydan sonra kaybolur. Ardından gelen dönme, yuvarlanma, sürünme, emekleme, sıralama ve yürüme gibi fiziksel beceriler, bebeklerin doğal gelişim sürecinde olması beklenen becerilerdir. Ancak yine de bebeklerin desteklenmeleri gerekir, özellikle de hareket eğilimi az olan bebekler için bu çok önemlidir. Fiziksel becerilerin zamanında ve sağlıklı gelişmesi, duyusal gelişime de destek olur. Bu durum aynı zamanda ileride özellikle de okul döneminde çocuklar için çok önemli olan bilişsel becerilerin gelişimini destekler, dolayısıyla bilişsel öğrenmenin de yolunu açar.”

BEŞ DUYUMUZ YETMEZ

Sürecin böyle ilerlemesi gerekirken kimi genetik kimi çevresel faktörler nedeniyle yaşanan sorunlar, çocuklarda duyusal gelişim bozukluğuna yol açıyor. Ancak duyularımız deyince aklımıza gelen “işitme, görme, dokunma, koklama ve tatma” beşlisi eksik bilgi. Aşkar, “Çok önemli üç duyumuz daha var. Bu duyular, sağlıklı öğrenme basamakları için en temelde yer alan duyulardır. Eğer bu duyularda sorun varsa, öğrenme maalesef olumsuz etkileniyor” diyor. Sizi daha fazla merakta bırakmadan hemen o duyularımız hakkındaki bilgileri verelim:

1. Vestibuler duyu: İç kulağımızda yer alan bu duyumuz, vücudumuzu yerçekimine karşı dengede tutmamızı sağlıyor. Uzaysal ve görsel algı, vücudumuzun nerede olduğu algısı, duruş, dikkat ve dil becerileri bu duyusal sistemle sağlanıyor. Vestibuler (denge) fonksiyonlar; motor beceriler, dil becerileri, görsel-uzaysal algı, el tercihi ve motor planlama için gerekli.

2. Proprioseptif duyu: Kas eklem sistemimizdir. Bu duyumuz, özduyum da diyebileceğimiz, vücudumuzla ilgili farkındalığı ve hareketlerimizi kontrol etmemizi sağlayan sistem olarak tanımlanıyor. Kaslarımızla ilişki kurarak bir beceriyi ya da aktiviteyi sürdürürken ne kadar kuvvet uygulanması gerektiğini bu duyumuza sayesinde ayarlıyoruz. Beden algısı ile ilgili olan bu sistem, bir yerlere çarpmadan yürümemizi sağlıyor.

3. Interoseptif duyu: İçsel duyudur. Yani iç organlarımızdan aldığımız uyaranları vücudumuzdan beynimize gönderen sistemdir. Karnımızın açlığını, tok hissetmeyi veya tuvalet ihtiyacımızı bu sistem ile kontrol ediyoruz.

Bu duyularımızla öğrenme sürecini birleştirmek için gözümüzün önüne bir üçgen getirmemizi isteyen Onur Aşkar, “Bu üçgenin en tepesinde öğrenme vardır, en altta ise bu 3 duyumuz. Bu 3 duyusal beceriyi sağlıklı olarak yerine getiremeyen çocuklar, arada kalan gelişim basamaklarını sağlıklı aşamayacağı için bazı kaba ve ince motor becerilerini gerçekleştirmekte zorlanıyor ve öğrenme sürecinde sıkıntılar yaşıyor” diyor.

TERAPİDE İLK İŞ; TABLET, PUZZLE VE TELEFONDAN UZAKLAŞTIRMAK Duyusal gelişimde yaşanan sorunları çözebilmek terapi ile mümkün. Duyu Bütünleme Terapisi de 1972 yılında ABD’li A. Jean Ayres tarafından ortaya konan bir yöntem. Pediatrik Fizyoterapist Onur Aşkar, duyu bütünlemeyi “kişinin vücudunu çevreye uygun bir şekilde kullanmasını mümkün kılan nörolojik bir işlem” olarak tanımlıyor. Kişi bu sayede vücudundan ve çevresinden gelen duyuyla alınan bilgileri organize edebiliyor. Aşkar’ın vurgulayarak belirttiği gibi duyu bütünleme, beyin ve davranış ilişkileri üzerine odaklandığı için öğrenmeyi de doğrudan etkiliyor. Duyu Bütünleme Terapisi sırasında öncelikle çocuğu hareketsizliğe iten çevresel etkenlerin düzenlendiğini belirten Aşkar, “Tablet, telefon, puzzle ve blok gibi görsel uyaranlar kesiliyor. Bazen bu kadarlık bir düzenleme bile çocukta değişim yaratıyor. Beş yaşında zıplayamayan, kalemi tutamadığı için arkadaşları alay ettiğinde okulda sorunlar yaşayan çocuklarla çalışıyoruz. Çocuklarda ince motor, kaba motor ve algı motor becerilerini geliştiriyoruz. Hedefimiz çocuğun bu alanlardaki zayıf duyularını geliştirmek ve beceri kazanmasını sağlamak.”

ÇOCUĞUNUZUN DUYULARI NASIL GELİŞİR?

Ayres Duyu Bütünleme sertifikasına sahip Pediatrik Fizyoterapist Onur Aşkar, duyu gelişim bozukluğunun, anne babası kaygılı çocuklarda daha fazla olabildiğini belirtiyor: “Bu tür ailelerde çocuklar 5-6 yaşına kadar neredeyse hiç yere düşmemiş olabiliyor. Ve yine bu tür aileler, çevredekiler rahatsız olur diye çocuklarının yeni ortamlarda keşif yapmalarını engellediği için çocuklar bir süre sonra yeni bir ortama girmek bile istemiyor” diyor. Peki bu becerilerin sağlıklı kazanılamaması, çocukta ne gibi etkilere yol açıyor? Kimi zaman hareketsiz bazen de çok hareketli olabiliyorlar. Yine bu becerileri gelişmeyen çocuklar, dil ve konuşma sorunları, tuvalet eğitiminde gecikme, kalem tutma becerisinde sıkıntı, özel öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, yeme ve uyku problemleri yaşayabiliyor. “Çocuklarımızı bu sorunlardan korumak için neler yapabiliriz?” sorusunun cevabı şöyle:

BEBEKLER YÜZÜKOYUN VAKİT GEÇİRMELİ

Doğumdan itibaren motor gelişime önem verilmelidir. Bebeklerin 1 aydan itibaren mutlaka yüzükoyun vakit geçirmesi sağlanmalıdır. Yüzükoyun vakit geçirmeleri, bebeklerin yerçekimine karşı fiziksel becerilerini geliştirir. 4-5 ay yüzükoyun durması için desteklenmemiş bir bebek, 6. ayda oturamaz. Çünkü bir bebeğin 6. ayda oturabilmesi için sırt kaslarını geliştirmiş olması gerekir. Bir aydan itibaren bebeklere masaj yapılmalıdır. Masaj, çocuğun dokunsal sisteminin gelişimine çok büyük katkı sağlar.

SİZ ÖĞRETMEYİN, O ÖĞRENSİN

Çocukların 6 yaşına kadar yaşayarak ve deneyimleyerek öğrenmesi hedeflenmelidir. Bu şu demek; ebeveynler çocuklarına sürekli bir şeyler öğretmeye çalışmamalı. Çünkü bir şey öğretmek için yapılan etkinlikler, çocukları hareketsizliğe teşvik ediyor. Örneğin; puzzle, blok ve benzeri oyuncakların ilk 6 yıl öğrenmeye ekstra bir katkısı yok. Önce fiziksel beceriler desteklenmeli, sonra bilişsel becerilere geçilmelidir. Çocuklara sürekli “Bu şudur, şu da budur” diye öğretmeye çalışmak yerine deneyimleyerek öğrenmelerine fırsat verilmelidir.

ATLASIN, ZIPLASIN, TOP OYNASIN

Ebeveynler okul başarısı için, çocuklarına bol bol motor becerilerini destekleyen oyunlar oynatmalıdır. Onlara bol bol oyun alanları yaratmalı, “Aman düşersin” diyerek hareketlerine engel olmamalıdır. Sokak oyunları ve top oyunları gibi etkileşim temelli oyunlar oynamalarını sağlamalıdır. Ayrıca çocuklara söküp takma gibi 3 boyutlu oyunlar oynatılmalıdır.  Türkiye’de oyun parklarının pek çoğu maalesef motor gelişimi desteklemiyor. Aileler çocuklarını, mümkün olduğunca bu tür parklara veya oyun alanlarına götürmelidir.

TABLETTE YAŞ SINIRI 6

Tablet gibi görsel uyaranlar maalesef çocuğu hareketsizliğe teşvik ediyor. Oysa öğrenme becerilerini desteklemek için ilk koşul, çocukların motor becerilerini desteklemek amacıyla onları harekete teşvik etmek. Çocukların yüzde 30-40’ında motor beceriler açısından sorun var. Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda motor becerilerde bir sorun olup olmadığına bakılmıyor. Çocuklarımızı teknolojik aletlerden en azından 6 yaşına kadar uzak tutarsak hiçbir şey kaybetmeyiz. Çocukların dijital cihazları biraz da arzu etmeleri sağlanmalıdır.

DENGE MERKEZİNİ GÜÇLENDİRİN

Vestibuler yani denge duyumuzun fonksiyonları arasında yer alan uzaysal algı ve uzaysal farkındalık sorunu yaşayan çocuklar, ileri matematikte zorlanıyor. Bunun en önemli sebebi de çocuklara çok fazla görsel uyaran sunulmasıdır. Bu durum maalesef çocuklarda zihinde görselleştirme ve yorumlama yapma becerisini köreltiyor. Görselleştirmek, denge merkezinin fonksiyonudur. Çocuğun denge merkezi ne kadar güçlendirilirse; 3 boyutlu hayal kurma yeteneği, görsel algılaması ve analitik düşünme yeteneği o kadar artar.

DOĞADAN KOPARMAYIN

Yine çocukların yaşına uygun şekilde araştırmaya ve keşfetmeye yönelmemesi, matematik becerileri olumsuz etkileyebiliyor. Çocukların doğa ile iç içe vakit geçirmemesi de buna sebep oluyor. Dolayısıyla çocukları bol bol doğaya çıkarmak ve keşfetmelerine fırsat vermek gerekiyor.

YEMEK YERKEN TABLET YOK

İçsel duyunun zayıflığı çocuklarda yemek seçmeye veya sadece karbonhidrat tüketimine, kendini sakinleştirememe veya başkasına vurma gibi davranış sorunlarına da neden olabilir. Bir çocuğun öz benliğini, içsel sistemini düzenlediğinizde yemek yemesi, kendini sakinleştirmesi ile paralel olarak uykuya geçişi de rahatlar. Yemek yerken tablet kullandırılan veya çizgi film izletilen çocukların da içsel duyusu gelişmiyor.

ERKEN YAŞTA YOĞUN SPOR ZARARLI

Kas-eklem sistemi 8 yaşında şekil değiştirir, bu sebeple de çocuklar 8 yaşına kadar yoğun antrenmanların yapıldığı spor eğitimine götürülmemeli. Basketbol, yüzme, futbol gibi sporları çocuk o yaşa kadar anne babası ile öğrenebilir.

Pediatrik Fizyoterapist Onur Aşkar, öğrenme fonksiyonlarının temelini oluşturan duyusal gelişim faktörlerini anlatırken anne babalar için de altın değerinde önerilerde bulunuyor.

Duyu gelişim bozukluğunun belirtileri neler?

Çocukların duyu gelişiminde sorun olduğuna dair belirtiler, geniş bir yelpazeye yayılıyor. Belirtilerin her biri  tek başına bir sorun anlamına gelmese de çoğunun gözlenmesi, yakından takip etmeyi ve uzmana danışmayı gerektiriyor.

  • Çocuğun az hareket eğilimi ve oturarak hayat sürdürmeyi sevmesi,
  • Parkta bazı oyuncaklardan kaçınması,
  • Arkadaşlarıyla oyun oynamakta zorlanması,
  • Sosyalleşmekten kaçınması,
  • Dokunsal olarak hassasiyetlerinin olması,
  • Sabit bir şekilde yani fazla hareket etmeden oyun oynaması ve oyuna müdahale ettirmemesi,
  • Oyunda diyalogları dahi sürekli kendisinin belirlemesi,
  • Emekleme, tırmanma ve benzer motor gelişim basamaklarını atlaması ya da bunlarda gecikmesi,
  • Çocuğun sürekli hareket halinde olması,
  • Dikkat, algı problemleri, odaklanma ve dikkatini sürdürmede sorun yaşaması,
  • Sürekli eşyalara çarpma,
  • Kendine güvensizlik,
  • Yeme problemleri, dil ve konuşma sorunları,
  • Beceri gerektiren oyun ve oyuncaklarla oynamaktan kaçınma,
  • Tuvalet eğitimi almakta güçlük çekme,
  • Giyinmekte zorlanma ya da kendini rahat hissedememe,
  • Gevşek vücut ve/veya zayıf denge,
  • Çocuğun kolayca ürkmesi,
  • Akademik öğrenme becerisinin düşük olması, öğrenmeye açık olamama,
  • Yiyecek olmayan nesneleri yalama, ağzına götürme,
  • Yavaş hareket etme,
  • Kendine ve eşyalara vurma/dokunma,
  • Çorap giymek istememe,
  • Dikkat dağınıklığı,
  • Sallanmaktan veya zıplamaktan hoşlanmama veya aşırı hoşlanma,
  • Banyo yapmak istememe,
  • Bir oyunu sürdürmede güçlük çekme,
  • Merdiven inmede ve çıkmada zorlanma,
  • Kurallı oyunları oynamada zorlanma,
  • Yaşına uygun oyuncaklarla oynamama,
  • Kalem tutmak ve resim yapmak gibi ince motor becerilerinde yaşıtlarına göre zorluk çekme,
  • Ayakların yerden kesilmesinden hoşlanmama,
  • Bazı yüzeylere temas etmekten ve dokunmaktan kaçınma,
  • Özellikle çıplak ayakla, kuma ve çime basmaktan kaçınma,
  • Sadece belirli tatlar yeme, örneğin tuzlu veya tatlı yemekleri seçme.

*Ebeveynus dergisinin Mart 2020 sayısından alınmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen + nine =