Ne zaman ve neden iyi ebeveyn olma hayalinden vazgeçiyoruz?

Ne oluyor da çocuklarımız için her zaman pozitif olmaya çalışan ebeveyn olmaktan çıkıp bıkkın birer anne baba haline geliyoruz?

İyi ebeveynlerin her zaman pozitif olduğu ve gülümsediği bir dünya zorunluluğunu arkanızda bırakın. Şimdi sizi yeni bir kavramla, Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik ile tanıştırıyoruz.

Halime Sürek Kahveci

İyi anne babalık, çocuğuna asla kızmayan, bağırmayan, her zaman sakince açıklamalar yapıp gülümseyen bir yaklaşımın içine oturtuluyor. Hal böyle olunca da kendimizi sürekli bu tanımın içinde tutma baskısı bize yük oluyor. Çünkü sinirleniyoruz, kızıyoruz, bağırıyoruz. Oysa hem iyi ebeveyn olmak hem de bunu sürdürmek mümkün. Nasıl mı? Temelleri Araştırmacı-Yazar Gülüş Gülcügil Türkmen tarafından atılan Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik yaklaşımıyla… “Bebeklik günlerindeki pozitif ebeveynlik, ergenlikte yerini bitkin ebeveynliğe mi bırakıyor? Ne zaman ve neden iyi ebeveyn olma hayalimizden vazgeçiyoruz?” sorularına cevap arayan Gülüş Gülcügil Türkmen, bir çocuğu büyütmek için özel emek sarf etmeye gerek olmadığını ama bilinçli seçimler yapmamız gerektiğini vurguluyor. Kızmanın, bağırmanın annelerde suçluluk yarattığını oysa anneliğin kutsal bir kimlik olmadığını, annelik dışında bizi mutlu eden kimliklere de sahip olmamız gerektiğini anlatıyor. Şimdi sizi, aynı zamanda iki çocuk annesi olan Gülüş Gülcügil Türkmen ile baş başa bırakıyoruz.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Müzisyenlikten yayın yönetmenliğine, küratörlüğe bir dizi ilgi alanı ve mesleği bulunan Gülüş Gülcügil Türkmen, çocuk gelişimi eğitimini Utrecht Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü’nde uzaktan eğitim programı ile tamamlamış. İki çocuk annesi Gülüş Gülcügil Türkmen, araştırmalarını kitaplarla okuyucuya sunuyor.

Ankara’da doğdum, 10 yaşımda annemin işi sebebiyle Belçika’ya taşındım. Brüksel’in en zor liselerinden birinin ardından, en eğlenceli medya okulunu bitirdim. 26 yaşımda kendi isteğimle Türkiye’ye döndüm. Eğitimini almış olduğum üst seviye sanat yönetmenliği ve medya yazarlığının burada bir işe yaramadığını görünce bir şok yaşadım. Buna kültür şoku deniyor, içinde büyüdüğüm kültürün kodları ile Türkiye’nin kodları hiç uymuyordu! Yıllarca birbirinden farklı işler yaptım; müzisyenlik, tasarımcılık, yayın yönetmenliği, küratörlük, çevirmenlik. Derken anne olunca da araştırmacı-yazarlık girdi devreye.

Ne zamandan bu yana ebeveyn çocuk ilişkileri üzerine çalışıyorsunuz?

İlk hamileliğimden beri. Önce bir anne olarak başladım araştırmaya. Bebeğe hazırlıksız yakalanırsam iyi annelik yapamayacağımı düşündüm. İyi ki de öyle düşünmüşüm, kitaplardan öğrenme yeteneğim yüksek çıktı ve okuduğum önerileri doğru biçimde uygulayabilmem sayesinde uyku eğitimi, iletişim eğitimi dahil hemen her şeyi oldukça kolay yapabildim.

Çocuklarımız genellikle kucağımıza aldığımız ilk bebekler oluyor. Panikleyip daha çok okuyup bilgi edinelim istiyoruz. Elbette çok güzel ancak bu kadar kitabi olmak bizi doğal anne babalıktan uzaklaştırıyor mu?

Bu, üzerinde çok düşündüğüm bir konu oldu. Benim için işler farklı biçimde gelişti. Kafam karışmadı. İyi bir anne olmamı -eğer öyleysem- kitaplara borçluyum. Danıştığım ve anneliğini takdir ettiğim arkadaşlarım bile beni kitaplara yönlendirdiler! “Her şeyin doğalı güzeldir” sözü her konuda geçerli değil. Bir ebeveyn, duygularını aklıyla, bilgisiyle dengeleyebildiği zaman güzel işler başarıyor.

Bebeklerine karşı daha anlayışlı olabilen  anne babalarken ne oluyor da yıllar geçince sesi çok yükselen, çocuğuyla ilişkisi bozulan ebeveyne dönüşüyoruz?

Tam da denge demişken sordunuz bu soruyu. Çünkü iki uçtan birine kayabiliyoruz; ya aşırı kontrolcü, panik, bazen de otoriter bir ebeveyn oluyoruz ya da çocuğunu evin kralı yapmış, sözünü geçiremeyen, sınır koyamayan bir ebeveyn. İkinci durumda hangimiz ebeveyn oluyor, o ayrı! Her iki durum da hem çocuğa hem anne babaya zarar veriyor ve ilişkiler bozuluyor.

O halde çocuklarımızın ergenliğinde biz neden bitkin ebeveyn haline geliyoruz?

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik konusunda merak ettikleriniz bu kitapta.

14-18 yıldır biriyle aynı evde yaşıyorsanız doğal olarak bazı huyları size batabilir. Uzun bir birliktelik bu… İster çocuğunuz olsun ister anneniz ya da eşiniz, birlikte yaşadığınız kişiyle sevgi dolu bir ilişki yaşamanız yetmiyor. Birbirinize karşı saygılı da olmalısınız. Sabretmekten, alttan almaktan bahsetmiyorum. “Saygı” ve “tahammül” çok farklı şeyler. Biz saygılı olmanın yöntemlerini pek bilmiyoruz.

Her anne baba çocuğu için en iyisini istiyor, “en iyi anne”, “en iyi baba” olmaya çalışıyor. Peki bu istekten, hayalden vazgeçtiğimiz oluyor mu? Sizce neden vazgeçiyoruz?

Hazırlıksız yakalandığımızda, hayalimizdeki çocuğu göremediğimizde, özel alanımıza müdahaleyi durduramadığımızda küsüyoruz. Çocuğunun yumuşak huylu olmasını beklerken o hiperaktif çıkabilir ya da üç dil bilsin diye kurslara gönderirsiniz ama dile hiç yatkınlığı yoktur ve öğrenemez. Bunlar, işin nispeten kolay kısmı. Ama bir tuvalete girme zamanı bile bulamadığınızda öfke biriktirmeye başlarsınız. Yani iyi bir ebeveynlik deneyimi için zaman yönetiminden tutun da iletişim eğitimine, pek çok eğitimden geçmeniz gerekebilir. Boşuna demiyorlar, bu iş için de ehliyet lazım diye…

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik (SİE) konusuna gelmek istiyorum. SİE nedir ve nasıl ortaya çıktı?

İlk araştırma kitabım “Anneliğin Ötesinde” (Kaknüs Yayınevi), trend ebeveynlik kitaplarının ve yaklaşımlarının Türkiye’de yaşayan ebeveynler üzerindeki etkilerini ele alıyordu. Tahmin ettiğimden çok fazla ilgi gördü. Kitaba yapılan tek bir eleştiri vardı o da şuydu: “Yazar, sorunları çok güzel saptamış ama ne yapılması gerektiğini söylememiş.” Söylememiştim çünkü bana göre bu iş bana düşmezdi, uzmanların işiydi. Ama ikinci kitabım “Annelik Haritası”nı bitirirken benden bekleneni yaptım: Ne yapılması gerektiğine dair temel önerilerimi sundum. Kitaptaki bu bölümün başlığı “Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik” idi. Meğer bir felsefenin temelinin oluşmasına vesile olmuşum…

Pozitif ebeveynlik, doğal ebeveynlik gibi birçok yaklaşım var. SİE’nin özelliği ve farkı nedir?

SİE’nin ilk farkı, bu toprakların insanına hitap ediyor olması. Bir diğer farkı, katı ilkeleri olmaması. Pozitif ebeveynliğin “Bağırmayın”, doğal ebeveynliğin “Yanınızda yatırın” kuralları, SİE için geçerli değil. Her dönemin, her kültürün ve her ailenin kendi gerçekliğine göre farklı ihtiyaçları var. Bağırmanın da yeri ve zamanı var. Çocuğunuz elektrik prizine parmağını soktuğunda, çok kızdığınızda, ağzınızdan ne çıktığına dikkat ederek bağırmanız normal karşılanır. 10 yıldır Türkiye’de okuryazar ebeveynlerle çalışıyorum, gördüm ki anneler çok büyük baskı altında olduklarından bu moda söylemleri tercihlerinin bahanesi olarak gösterebiliyorlar.

Anne babalar SİE’yi nasıl uygulayabilir?

SİE, uygulanabilir formüller vermekten ziyade hikayeler sunuyor, güncel bilgiler veriyor ve karar verme işini ebeveyne bırakıyor. Anne babanın kendi muhakeme yeteneğini harekete geçirmek istiyoruz.

Yine de bu söyleşiyi okuyanlar için biraz ipucu verebilir misiniz?

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik Türkiye, katı ilkeler sunmaz ama ‘temel argümanlar’ adı altında güncel önermeler yapar. Örneğin “bağlanma teorisi”nin ülkemizde amacından saptırıldığını ve annelerin bu teori üzerinden korkutulduğunu gördüğümüz için bağlanmanın normal doğum, emzirme, kucakta taşıma gibi teknik eylemlerle gerçekleşmediğini, ömür boyu bozulup yeniden düzeltilebilen bir olgu olduğunu anlatıyoruz. Bir çocuğu büyütmek için özel bir emek sarf etmeye gerek olmadığını ama onu yetiştirmek için bilinçli seçimler yapmamız gerektiğini vurguluyoruz ki, ne yediği kadar nasıl yediğine de odaklanabilelim… Kızmanın, bağırmanın annelerde müthiş bir suçluluk duygusu yarattığını, bu yüzden annelerin daha da gergin olabildiklerini görüyoruz. Bunun üzerine onlara putlaştırılmamış iletişim örneklerinden, stresin yararlarından bahsetmeyi seçiyoruz. Anneliğin kutsal bir kimlik olmadığını, her annenin anne kimliği dışında onu mutlu eden kimliklere sahip olması gerektiğini, hata yaptığında özür dilemesinin bir dünyaya bedel olduğunu anlatıyoruz. Bunun gibi örnekleri kitapta bulabileceksiniz.

Diyelim ki çocuğumuz 2 yaş döneminde. Oyuncakçıda kendini yere atıyor ve ağlıyor. SİE’ye göre anne baba nasıl yaklaşmalı bu duruma, çocuğa?

Gülüş Gülcügil Türkmen, “İster çocuğunuz olsun ister anneniz ya da eşiniz, birlikte yaşadığınız kişiyle sevgi dolu bir ilişki yaşamanız yetmiyor. Birbirinize karşı saygılı da olmalısınız” diyor.

Biz bir konuya tek bir cevap vermek yerine anne babaların dünyadaki durumu algılamalarını, sonra kendi çocuğunun durumuna uygun olana karar vermesini önemsiyoruz. O zaman  oyuncakçıda tutturan bir çocuğa karşı bugünlerde neler öneriliyor diye bir bakalım. Genel yaklaşım “Onun bir çocuk olduğunu unutmayın ve çevrenin ne düşündüğünü umursamadan, sabırla ağlamasının bitmesini bekleyin” şeklinde. “İstediğini alın, verin” değil, “Bekleyin” diyorlar. Bir süpermarkette olabilecek bu olayın uçakta yaşandığını düşünün. Çocuk üç saat boyunca ağlıyor. Bu söylem işe yarar mı? Burada otizm ve benzeri özel nedenleri olan çocukları ayrı tutuyorum tabii. Kaç kişi üç saat boyunca ağlayan bir çocuktan rahatsız olmaz? SİE olarak biz duruma bakılmasını öneriyoruz. O an, o çocuk için, o durum için bir doğru vardır. Bazen o doğru “Bana bak bu kadar yeter, herkes rahatsız oldu. Oturmanı istiyorum” demektir. Daha baştan yapabileceğiniz şeyler vardır. Yani oyalanacakları oyuncaklar, uyku saatine göre yolculuk düzenlemeleri işinize yarar.

Peki, ya ergenlik dönemi? Kapıyı çarpan, yalan söyleyen çocuklara yaklaşım nasıl olmalı?

Ergenlikte çocuklar herhangi bir dönemden farklı olarak akut bir süreç yaşıyor. O nedenle uçlara savrulması daha normal. Anne baba ile kopuş yaşayacak. O kopuşu yaşamak için nerelerden arıza çıkarsam diye bakan bir çocuk var aslında. Her ne olursa olsun, anne baba orada sınır koymakla yükümlü. Bu sınır neye göre konacak? O çocuğun yaşadığı bir bunalım olabilir ve tolerans gösterilebilir. Ya da çocuk çok şımarık hale gelmiştir. O zaman o hoş görmenin tersine çocuğa, bir sınırı olduğu ve o sınırın da anne baba tarafından korunduğu gösterilmeli.

Son olarak SİE zirvelerini sormak isterim…

İlkini uzmanların, anne babaların katılımıyla Ankara’da 2017’de yaptığımız zirveler, geçen yıllar boyunca devam etti. İstanbul ve İzmir’de de etkinlik yapacağız.

*Bu haber ebeveynus dergisinin Aralık 2019 sayısından alınmıştır. Dergi aboneliği için lütfen tıklayınız.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 + 11 =