Meğer depresyondaymışım

Ezgi Gözeger Özmemiş /Haber Spikeri – Editör

Bir yanda yeni anne olmanın verdiği günlük telaş, diğer yanda kafanın bir tarafında altlı üstlü tepişen sorular.

Anneliğe attığım ilk adımdan sonra bunlar karşıladı beni. Şimdi geri dönüp bakınca anlıyorum, meğer ben buz gibi bir depresyondaymışım. Halbuki ne kadar sıkı hazırlıklar yapmıştım hamile kalmadan önce. Paketli gıdayı bıraktım, dişlerimi yaptırdım, birkaç ay sonra da müjdeli haberi aldık. Sigara bırakıldı, rafine şeker hayattan çıkarıldı ve daha bir dizi önlem… Çok zor geçmedi hamileliğim. Sabah haberindeki editöryal görevim için sabaha karşı saat 3.30’daki işime gitmeye devam ettim gayet rahat. Spora gitme sınırlaması da kalktı, ilk 3 ay geride kalınca. Ben de hemen hamile pilatesine başladım. Sizi temin ederim hayatımın hiçbir döneminde bu kadar düzenli spora gitmedim. Doktorum “Yeter artık, bırak” deyinceye kadar gittim. Sanırım 37’nci haftadaydım bıraktığımda.

Hamileliğimin son 2.5 ayında neredeyse her gün televizyondaydım. Kış dönemi bitip de Fox’un yaz dönemi başladığında sabah haberlerini birkaç arkadaşımla birlikte emanet alıyoruz. Hamile olduğum yaz da değişmedi durum. Reklamsız 2.5 saat süren yayını, doğumuna az kalmış oğlumla birlikte yaptım. Özetle güllük gülistanlıktı her şey. Çok şükür sorunsuz bir doğum yaşadık. Onca pilates çalışmasının ekmeğini yediğim bir doğum oldu. Doğumdan sonra bebeği alıp eve gelince işin rengi değişmeye başladı.

Bebek uyumaz, sürekli ağlar. Ağlasa da ağlamasa da başından ayrılamıyorum ki… Kimsenin kucağına veremiyorum, kıskançlık desem, değil! Sanki ağır bir kontrol hastalığı gibi… Gazını da ben çıkaracağım, banyosunu da ben yaptıracağım, bezini de ben değiştireceğim. Muhtemelen bayağı da antipatik hallerdeyim bunları yaparken. Evdekiler sağ olsun, hazır bekliyor yardım için ama yok, duşa bile girmeyi çok görüyorum kendime. İşin kötüsü farkında değilim, normali bu sanıyorum. İlk başlarda tatlı bir telaş, bir süre sonra hafif bir yorgunluk. Biraz daha zaman geçtikten sonra beni içine çeken bir girdaba dönüştü bunlar. Süt alerjisi hikayemizi bir önceki sayıda anlatmıştım. Çocuk meğer, çoklu besin alerjisi çilesi çekiyormuş, haberimiz yok tabii.

Alerjisi teşhis edildikten sonra diyet sürecim başladı. O başlı başına zorluktu. Kışın dışarı pek çıkamadığımız dönemde yemek yemek evdeki tek eğlenceydi. Gerçi eğlence biraz daha sürseydi ben yarım dünyaya dönüşecektim ya, orası ayrı… Bir dönem eşimin sağlığı büyük riske girdi. Yaklaşık bir ayı yüreğimiz ağzımızda geçirdik. İki aylık Uraz günlerce hastanede refakatçisiydi babasının ve en büyük güç kaynağı… Eşimin sağlığı için duyduğum büyük endişe ve İstanbul’un bir ucundan diğerine her gün 2 aylık bebekle hastane macerası benim buhranımı hepten harlamıştı tabii. Tek tesellim Uraz’ın besin alerjisi tanısı sayesinde artık daha rahat ve mutlu bir bebek olmasıydı. Bir de biricik kocamı sağ salim eve getirmiş olmak…

En başta dediğim gibi bir tarafta bebeğin günlük rutininin yorgunluğu, diğer tarafta geleceğe dair sorular… Nasıl büyüteceğiz? Doğru eğitimi verebilecek miyiz, imkanımız yetecek mi, psikolojisinde yara açmadan, sevildiğini hissettirerek ama şımartmadan, özgüvenli ama saygılı, ayaklarının üzerinde güçlü duran ve ahlaklı bir birey yetiştirmeyi becerebilecek miyiz? Peki ya kendim için yapmak istediklerime zaman kalacak mı? Kafamın içinde kırk tilki ve hiçbirinin kuyruğu diğerine değmiyor, öyle bir hal…

Bu şekilde aylar geçti. Derken 8 aylık toplam izin sürecinin sonunda iş başladı. Tamam, dedim; eskiye dönüyorum. Ama olmadı. İş ev dengesini kurmak çok zordu. Yaklaşık 8 aydır da çalışan bir anneyim. Dengeyi kurdum mu? Hayır. Zaten kurulmuyor. İşe başlarken sanıyordum ki buhranlı lohusa sürecim bitti. Yine geri dönüp bakınca anlıyorum ki aslında o dönemde de bitmemiş. Bugün Uraz 16 aylık, kendimi iyi hissediyorum ama belki de 3-5 ay geçtikten sonra yine, yeniden geri dönüp bakacağım, belli olmaz…

En başlarda hormonlar vücudumda kolbastı oynuyordu, duygu durum bozukluklarım vardı. Sonra kocaman bir yorgunluğa dönüştüm. Aradaki sınır belirsiz. Ve bir yerlerde anneliğin ömür boyu bitmeyecek “Acaba yetebiliyor muyum?” sorgusu ele geçirdi zihnimi. Hangisi nerede başladı, nerede bitti ya da bitti mi? Gerçekten bilmiyorum ama eski ben artık tedavülden kalktı. Evde, işte veya sokakta ben bir anneyim. Galiba sorgulamayı bırakmak gerek şimdi…

*Ebeveynus dergisinin Şubat 2020 sayısında yayınlanmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

four − 2 =