“Kendi sorularını sorup cevapları keşfeden çocuklar geleceğe yön verecek”

Eğitimci ve sosyolog Ali Koç, kendi sorularını sorup cevapları keşfeden çocukların geleceğe yön vereceğini belirterek “Anaokulları açmak kadar önemli olan bir konu, bu okulların bakımevi gibi algılanmasından uzaklaşmak ve onlara bir eğitim felsefesi kazandırmak. Ailelerde bakımeviymiş gibi görülen, çocuğun mutlu bir şekilde gidip gelmesinin yeterli olduğu düşünülen anaokullarının bir eğitim merkezi oldukları idrak edilmeli” diyor.

Eğitim sisteminde en çok yakınılan konu ezbercilik. Gerçek anlamda öğrenme ve sorgulayabilme karşısındaki bu büyük engelin panzehiri ise soru sormayı ve bu sorulara nasıl cevap bulunabileceğini bilmek. Sosyolog ve Eğitimci Ali Koç, zihnin öğrenmeye en açık olduğu anaokulu döneminde edinilebilen bu alışkanlığın, çocukların tüm hayatına dolayısıyla da bütün bir topluma yön vereceğini söylüyor. Koç’un kurucusu olduğu Mia Anaokulları’nda da uygulanan Reggio Emilia sisteminin temelini oluşturan bu yaklaşımla geleceğe uyum sağlayan değil, geleceği belki de tek bir soruyla değiştirebilecek çocuklar yetişiyor.

Çok küçük yaşlarda edinilen eğitim, farkında olmasak da geleceğin temellerini oluşturuyor. Bugün yetişen küçük çocuklar edindikleri tüm bilgi ve deneyim ile yarınların resmini çizmeye başladı bile. Ortaya çıkacak tabloda neler göreceğimiz ise nasıl yetiştikleri ve neleri öğrenebildiklerine bağlı. Bilgileri sadece ezberleterek aktarmaya çalıştığımız zaman aslında gerçek anlamda bir öğrenme gerçekleşmediğini belirten Sosyolog ve Eğitimci Ali Koç, bunun sorgulamayan, düşünemeyen, üretemeyen ve dolayısıyla da kendine iyi bakıp mutlu olamayan toplumların oluşmasına yol açtığını söylüyor. İşte bu nedenle de çocukların tüm öğrenme ve hayata bakış açışlarının şekillendiği okul öncesi dönem, eğitimin gerçekten şart olduğu en önemli süreç. Ali Koç’a göre bu süreçte en önemli nokta ise eğitimin “nasıl” olacağı. Koç, eğitim yaklaşımının sorular sorup cevaplar için keşif yapmaktan keyif alabilen çocuklar yetiştirmeye odaklanması gerektiğini savunuyor ve “Önemli olan öğretmek değil, merak edip soru sorması ve kendi cevaplarını keşfetmesi için çocuğu provoke etmek” diyor. Kurucusu olduğu Mia Anaokulları’nda bu anlayışı benimseyen Reggio Emilia yaklaşımından ilham alan bir eğitim sistemi uyguladıklarını hatırlatan Ali Koç, çocukların tek bir soruyla bile geleceği değiştirebileceklerine dikkat çekiyor.

Okul öncesi döneme dikkat çeken eğitimci Ali Koç, “Önemli olan öğretmek değil, merak edip soru sorması ve kendi cevaplarını keşfetmesi için çocuğu provoke etmek” diyor

İlk çocukluk dönemi denilen 3-6 aş arası, öğrenme, keşfetme ve sosyalleşme açısından göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Bu dönemde çocuğun temel ihtiyacının, daha çok insanla, daha çok çevre ile iletişim kurması olduğunu kaydeden Sosyolog ve Eğitimci Ali Koç, “Çocuklar 36 aylıkken fiziksel ve psikolojik olarak, topluluk içerisinde yaşama deneyimine hazır hale geliyor. Çocuğun kiminle zaman geçirdiğinden çok nasıl zaman geçirdiği önemli. Fiziksel ve pedagojik olarak bu yaş grubunun ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş anaokullarına giden çocuklar, akranları ve öğretmenleri ile daha zengin bir yaşam deneyimi kazanıyor” dedi.

Yeni Nesil Filozof ve Kâşifler

Kendine iyi bakabilen, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek için en önemli faktörün eğitim olduğunu vurgulayan Koç, “Eğitim sistemimizin en temel sorunu soru sormayan ve okuduğunu anlamakta zorlanan bir gençliğin yetişmesi. Bunun en büyük nedeni gerçek öğrenmeden uzak olan ezbercilik anlayışı. Bunun yerine sokratik bir anlayışla çocukların zaten içlerinde var olan merak duygusunu ortaya çıkarıp küçük bir filozof gibi soru sormasını ve bu soruların peşinden bir kâşif gibi giderek cevapları ortaya koymasını sağlamak, öğrenmenin aslında en kolay, keyifli ve gerçekçi yolu. Bu yol ise doğadan ve çevreden geçiyor. Bu koşullara sahip bir çocuk, soracağı tek bir soruyla tüm geleceği bile değiştirebilir. Dört duvar arasında olan bir çocuğun soruların peşinden koşması ise pek de mümkün değil” diye konuştu.

Günümüzde doğanın sadece ormanlar olmadığını, kentin de buna dahil olduğunu ifade eden Ali Koç, “Kent de artık bizim doğamız çünkü anaokulları kentlerde ve bu çocuklar kentte yaşıyor. Çevre, çocuklar için keşfedilmeyi bekleyen bir cevher. Çocuğun merakla yaklaştığı her konu onun çok derinlemesine öğrenebileceği bir bilgiye dönüşebilir. Gördüğü bir salyangozdan geometri ya da biyoloji ile ilgili sorular sorup, çok derin yanıtlar bulabilir. Bu anlamda çevre aslında aile ve okuldan sonra üçüncü öğretmen görevi görüyor. Çocuklar kendini ve dünyayı algılamak için spordan sanata, matematikten fene uzanan birçok dil kullanır ve ne kadar çok dille dünyayla bağlantı kurarsa zihinsel, sosyal ve duygusal anlamda o kadar çok yönü gelişir. İşte metaforik olarak ‘100 Dil’ dediğimiz bu dilleri çevre sayesinde görerek, dokunarak, duyarak geliştirebilir. Doğadan ilham alarak ve kent kültüründen beslenerek büyüyen, yaratıcılıklarını ortaya koyabilen çocuklar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Reggio Emilia yaklaşımı bu sayede yeni nesil filozofların ve kaşiflerin yetişmesini sağlıyor” açıklamasında bulundu. Ali Koç, Atelier adını verdikleri sanat öğretmenleri sayesinde çocukların görüp hissettiklerini üç boyutlu olarak inşa edebilmelerine ya da yeniden canlandırabilmelerine yardımcı olduklarını kaydetti.

Ebeveynin Yetiştirilmesi de Bir O kadar Önemli

Araştırmaların güçlü bir anaokulu eğitimi almış çocukların diğer eğitim kademelerinde de daha başarılı olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çeken Ali Koç, Türkiye’de kamu, yerel yönetim ve özel sektör yatırımlarıyla bu alanda derslik sorunun çözülmeye başlamasının sevindirici olduğunu söyledi. İyi bir fiziki yapı ile güçlü müfredatlarla yerelin de dokusunu taşıyan anaokullarının geleceğe yönelik daha sağlam adımlar atılmasını sağlayabileceğini savunan Koç, şu önerilerde bulundu: “Anaokulları açmak kadar önemli olan bir konu daha var ki o da bu okullarımızın bakımevi gibi algılanmasından uzaklaşmak ve onlara bir eğitim felsefesi kazandırmak. Özellikle çalışan annelerin bulunduğu ailelerde bakımeviymiş gibi görülen, bu nedenle de çocuğun mutlu bir şekilde gidip gelmesinin yeterli olduğu düşünülen anaokullarının tek görevi bu olmamalı. Öncelikle ebeveynler bu anlayışı sahiplenmemeli ve çocuklarına her türlü başarıyı kazandıracak eğitim merkezi olduklarını idrak etmeli. Bir önemli konu daha var ki okul öncesinin de öncesi olduğu. Aslında hamilelikle hatta belki evlilikle birlikte başlayan bir süreç söz konusu. Öncelikle ebeveynin yetiştirilmesi, ebeveynin geliştirilmesi çocuğun gelişiminde büyük rol oynuyor. Özellikle yerel yönetimlerin bu konuya yönelik çalışmalara ağırlık vermesi, sağlıklı ailelerin ve çocukların hayat bulmasına büyük katkı sağlayacak. Bazı yerel yönetimlerimizle hem anaokullarının hem de ebeveynlerin eğitimine yönelik çeşitli çalışmalara danışmanlık yaparak destek olmaya başladık bile.”

REGGIO EMILIA OKULU NEDİR?

Doğanın, ailenin ve öğretmenin gücüyle hayat bulan eğitim sistemi

Kuzey İtalya’nın Reggio Emilia kenti, çocukların soru sorarak çevrelerini oluşturan doğada kendi cevaplarını bulmasını teşvik eden eğitim sisteminin doğduğu yer. İkinci dünya savaşından sonra kentte yaşayanların hep birlikte kurduğu okul, yeni bir eğitim anlayışının da başlangıcı. Enkazdan bir okul çıkarmaya karar veren Reggiolu kadınlar, nehirden topladıkları kum ve taşlarla, doğadan buldukları odunlarla bu okulu inşa etmeye başlamış. Doğayı temel alan bu sistemin ilk okulu da doğanın sunduğu malzemelerle yapıldı demek yanlış olmaz. 1946’da, geniş cam duvarları ile kent ile iç içe olan bu okulu görmek için buraya gelen Loris Malaguzzi adında bir öğretmen, o kadar etkilenir ki buradan bir daha ayrılamaz. Malaguzzi, her çocuğun aynı değil farklı olduğu fikrinden yola çıkarak okulların da tüm bu farklılıkları ortaya koymaya fırsat veren bir yer olması gerektiğini düşünür. Kadınların attığı ilk temel üzerine eklenen bu düşünce temeli, Reggio Emilia Sistemi’nin hayat bulmasını sağlar.

Cam duvarları sayesinde çevresiyle iç içe olan Reggio’nun ilk anaokulu, fiziki yapısıyla da bildik okullardan çok farklıydı. Çocukların çevreden ilham alarak, sorular sorup cevaplarını aramaya çalışarak yarattığı ‘sanat’ okulun her yerinde; duvarlardan pencerelere, tavanlardan masalara her yerde kendini gösteriyordu. Tel ve boncuklardan yapılmış hareketli insan profilleri, ağaç ve yapraklardan yapılmış kil heykelcikler burayı bir sanat merkezine dönüştürüyordu. Reggiolu kadınların ve öğretmen Malaguzzi’nin birlikte hayat verdiği bu eğitim sisteminin, anaokulu eğitiminde öğretmen kadar ebeveynlere de sorumluluk yüklemesi, gülümseten bir ironi. Günümüzde tüm dünyada gerçek ve etkili bir eğitim modeli olarak kabul gören ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin eğitim sistemine ilham olan Reggio Emilia, geçmişi bilerek bağ kuran, empati yapan, aklından geçen sorulara nasıl cevap bulabileceğini bilen, kendi başının çaresine bakan başarılı ve mutu çocukların yetişmesini sağlıyor.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + 16 =