İnfluencer etkisi ebeveynlerde yetersizlik hissi yaratıyor

Ne yeseler olay, ne giyseler olay… Çocuklarını yetiştirirken kullandıkları ürünlerden ciltleri için tercih ettikleri kreme kadar hayatlarının her ayrıntısını takipçileri ile paylaşan influencer’ların hayatımıza etkileri düşündüklerimizle sınırlı olmayabilir. Uzman Klinik Psikolog Sindy Şulam Irgaz ile influencer’ların özellikle çocuklar üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini konuştuk.

Halime Sürek Kahveci

Teknoloji ve değişen dünya hayatımıza hem yeni kavramları hem de yeni meslek dallarını çıkarıyor. İnfluencer (influensır) kavramı da bunlardan biri… Türkçede ‘etkileyen’ anlamına gelen bu kelime ile “sosyal medya ve dijital kanallar aracılığı ile bir ürün ya da hizmet ile ilgili deneyimlerini takipçileri ile paylaşarak tanıtım ve pazarlama aktivitesi yapan, belli bir topluluğu etkileme ve yönlendirme gücüne sahip kişiler” kastediliyor. Uzun uzun aradım yerine kullanılan Türkçe bir kelime var mı diye. “Mikro şöhret”, sosyal medya ünlüsü gibi tanımlar var. Ancak pek kabul görmemişler. Üstelik  Türkiye gibi sosyal medya kullanımının çok yüksek olduğu ülkelerde toplum üzerindeki etkisi de giderek artan influencer’lar anne babaların da gençlerin de seçimlerini etkileyebiliyor.

Uzman Klinik Psikolog Sindy Şulam Irgaz, “Her şeyin azı karar, çoğu zarar” sözünü hatırlatarak influencer’ların etkilerini ebeveynus okurları için uzun uzun anlattı.

Bu etkilerin tüm yönleri üzerine kafa yormak istediğimde oturdum bilgisayarın başına ve sorularımı hazırladım, Uzman Klinik Psikolog Sindy Şulam Irgaz’a ilettim. Eğitim Bilimci ve Akademisyen Dr. Özgür Bolat’ın ebeveynlik üzerine geliştirdiği uygulamanın proje koordinatörlüğünü yürüten Sindy Şulam Irgaz, kuşaklar arası aktarım konusu ile ilgileniyor, çocuk-ebeveyn iletişimine dair yazılar yazıyor. Şimdi söz onda…

Toplum üzerinde etkisi olan kişiler, dijital dünyadan önce de vardı. Etkinliklerinin artmasında dijitalleşmenin ne gibi etkisi oldu sizce?

Günümüz toplumu, hızlı akan hayatlar, yoğun iş, eğitim temposu içerisinde kişinin kendine ayırabildiğini hissettiği, hayatından birkaç dakikalığına kaçabildiği bir yer internet. Son birkaç yıl içerisinde ‘influencer’ kavramı herkesin dilinde ve kabul görmüş bir meslek halini aldı.

Size göre bu durumun temelinde ne yatıyor?

Ekonomik şartların kötüleştiği, sosyal imkanların azaldığı, yoğun olumsuz iklim değişimlerinin yaşandığı günlerde insanların ‘tutunacak bir şey’ ihtiyacını gideren bir yanı var influencer’ların. “Her şey, herkes için çok da kötü değil. Güzel şeyler de oluyor” mesajı veriyorlar belki de. Bir süredir dillerde olan FOMO (Fear of missing out) yani önemli bir şeyleri kaçırma korkusu toplumu kaygılandıran meselelerden bir tanesi. Yetişkinler, ‘Ya yeterince sosyalleşemezem?’, ‘Ya çocuğum gitmediği basket dersinde çok önemli bir çevreden uzak kalırsa?’ gibi endişelerini ‘oradaymış gibi’ hissettikleri sosyal medya aracılığı ile bastırıyorlar.

İnfluencerlar bizi neden etkileri altına alıyorlar?

Sosyal medyanın varlığının bu kadar güçlü olmasının temel sebebi insanların ‘onaylanma ve sevilme ihtiyacı’ ise, influencer’ların varlığının gün geçtikçe bu kadar güçlenmesinin sebebi de kişilerin bir gruba ait hissetme, onlara benzeme ve sosyal beklentiyi karşılama ihtiyacından doğuyor. Eskiden pazar sabahları ünlülerin hayatlarını anlatan ‘magazin’ programları çok meşhurdu. Şimdilerde o programların yerini sosyal medya fenomenleri almış durumda. Toplum gözünde ön planda olan, markaların iş birliğinde bulunmayı ve kendi ürününü kullanmasını istediği bu kişiler, gerçek hayatlarını yaşarken bir yandan da bu iş birliklerini ön plana çıkarıyor, yaşamlarını bir çeşit ‘reklam panosu’ olarak kullanıyorlar. Bu kişilerin yaptığı pek çok olumlu kampanya, sosyal duyarlılık çalışmaları da var mutlaka. Ancak bir gerçek daha var ki, dünyadaki çoğunluğun sahip olamayacağı bir hayat yaşıyorlar. Her gün ünlü ve ulaşılması zor markalardan eve gelen hediye paketlerinin ‘unpacking’ (paket açma) videolarını paylaşmak, iş birliği içerisinde olunan markaların ürünlerini tanıtan resimler ve videolar yüklemek bu işin vazgeçilmez bir parçası. Burada önemli olan paylaşılan ürünler gerçekten faydalı mı? Resimlerin ulaştığı kitle doğru bir kitle mi? Paylaşılan hayat, gerçek hayatın ne kadarını kapsıyor?

İnfluencer etkisinde kalarak anne babalık yapmanın olumlu ya da olumsuz yönleri neler?

“Ben bu kişiyi takip etmezsem hayatımda ne değişir?” sorusu na vereceğiniz cevap, takip ettiğiniz influencer’ın sizin üzerinizdeki etkisini gösteriyor. Eğer hayatınızda meydana gelecek değişimler olumlu duygulara yol açıyorsa o zaman bir sorun olduğunu düşünebilirsiniz.

Sanal ortamda pek çok ‘influencer ebeveyn’e veya ebeveynlik konusunda yazan ‘uzmanlara’ rastlıyoruz. Burada önemli olan bu kişilerin paylaşımlarından ne kadarını kendi hayatında uygulayabileceğini bilen bir ebeveyn olmak. İnfluencer ebeveynlerin çocukları ile katıldıkları aktiviteler, fotoğraf çekimleri, tam zamanlı çalışan bir ebeveynin kotaramayacağı kadar yoğun ve bu takip zaman zaman ebeveynleri yetersiz hissettirebiliyor. Onları takip edenler yaşadıkları hayatın çocukları yeterli olmadığını düşünüp tatminsizlik duygusu yaşayabiliyorlar.

Sözlerinizi biraz daha açar mısınız?

Sosyal medyanın en büyük yanılsaması olan ‘mutlu anılar cümbüşü’ de ebeveynlerin ‘Benim çocuğum çok mu yaramaz?’, ‘ Çocuk çok sık hasta oluyor, ben iyi besleyemiyor muyum?’ gibi endişelere kapılmasına yol açabiliyor. Bir ‘ebeveyn influencer’ı takip eden ya da bir ünlünün hayatını gözleyip ona özenen anne babalar dikkatli olmalı. İzledikleri kişi ne kadar gerçek hayatını paylaşıyor, ne kadar otantik paylaşımlar yapıyor? Acaba sadece olumlu şeyleri mi paylaşıyor yoksa çocuk hasta olduğunda da paylaşımlar yapıp hayatındaki zorluklar ve başa çıkma stratejilerinden de bahsediyor mu? Sosyal medyada birini takip ederken o kişinin de bir insan olduğu, onun da hayatında doğrular, yanlışlar, iyi günler ve kötü günler olduğu unutulmamalı. Eğer ebeveyn bir influencer’ın hayatını, postlarını idealize edip onun gibi bir ebeveyn olmak için çabalarsa süreçte yalnızlık, tatminsizlik, yetersizlik duygularını sık sık tadabilir. Bir diğer yandan ise, ebeveynliğe dair uzmanların paylaşımları anne babaları güçlendirmek, yalnız olmadıklarını hissettirmek, mükemmel ebeveynin olmadığını, yeterince iyi ebeveynin olduğunu anlatmak üzerine oluyor. Ebeveynler sosyal medya üzerinden kendilerini geliştirecek hesapları takip etmeyi tercih ettikleri taktirde, iç dünyaları da bir o kadar beslenecektir diye düşünüyorum.

Sıra geldi çocuklarımıza… 

Çocukların içine doğdukları dünyanın iletişim dillerinden birisi de teknoloji. Yani teknoloji onlar için bir uzuv gibi. Ellerinde telefon, iPad, bilgisayar olmadan var olmaya çok da alışık değiller. Yüz yüze iletişimdense mesajlaşmaya, buluşmaktansa “facetime” yapmaya, birlikte top oynamaktansa online olarak bir oyun başında buluşmaya alışık bir nesil var.

Peki, ne hissediyorlar, ne düşünüyorlar?

Evin içerisinde her gün gördüğünüz bir aile bireyinin size zarar verebileceği ihtimali aklınıza gelmeyeceği gibi bu nesil de hayatları içerisinde bu kadar normal ve olmazsa olmaz olan internetin içerisinde onlar için tehlikeli bir yer olabileceğini düşünmüyorlar. Dolayısıyla yetişkinlere oranla bir topluluğa, gruba ait olma ihtiyacı daha yüksek olan çocuk ve ergenlerin takip ettiği influencer’ların etkisinde kalmaları da bir o kadar fazla. Takip ettikleri kişiler gibi giyinemedikleri, öyle bir hayat yaşayamadıklarında, onların sahip olduğu oyuncaklara veya imkanlara sahip olamadıklarında  ise yoğun bir yetersizlik duygusu yaşayabiliyorlar. Kendini çok çabuk yalnız ve değersiz hissetme potansiyeli olan bir ergenin; sürekli partilere katılan, çok sevilen, en iyi markaları giyen, ergen influencer’ı takip etmesi kendi iç dünyası için tehlikeli olabilir. Sürekli bir imrenme ve onun gibi olma isteği ancak ona benzeyen bir şey yaptığında anlık mutluluğun uzun vadede sürdürülememesi olası bir sonuç. Unutulmamalı ki profesyonel olarak kullanılan çoğu sosyal medya hesabı, kişilere bir şeyi ‘arzulatmayı’ hedeflemektedir.

İnfluencer etkisi deyince hep aklımıza olumsuz yönler geliyor. Hiç mi olumlu etkileri yok?

Tabii ki var. Örneğin kısa boylu olduğu için basket oynayamayacağını düşünen bir çocuğun, sosyal medyada NBA’de kısa boylu bir oyuncunun başarısını okuduğunda; saçı kızıl renkli diye kendini çirkin hisseden, çillerini sevmeyen genç kızın kızıl saçlı birinin oyuncu olduğunu gördüğünde; fazla kilolarının hayatında engel olduğuna inanan bir çocuğun, büyük beden bir model veya beden olumlama ile ilgilenen bir influencer’ı takip ettiğinde yaşayabileceği dönüşüm yadsınamaz.

Sosyal sorumluluk projeleriyle dikkat çekenler de var…

Evet,  bilinçli ve sadece markaların reklamını yapmak amaçlı çalışmayan bir grup influencer da var ki bu kişiler gerek paylaşımları ile gerek önerileriyle her yaşa uygun bilgiler verebiliyor. Örneğin; yemek, mobilyacılık, seyahat ya da ‘kendin yap’ temalı konular üzerine olan sayfaları yöneten kişiler, aslında bizlere olumlu yönde ilham oluyor ve bilgilerini aktarıyorlar. Teknolojinin ve influencer’ların olumlu olabilmesi için kişiyi tüketmeye değil, üretmeye yöneltmesi gerektiğini düşünüyorum. Buna ek olarak bireyin gerçekten yapması gerektiği ancak yapmaya fırsat yaratmadığı bir aktiviteyi takip ettiği ve imrendiği birinde gördüğünde yapmaya başlaması da bir olasılık. Sosyal sorumluluk projelerinin parçası olan veya hayalleri uğruna markalar ile iş birliği yapan influencer’lar da var.

Anne babalar influencer etkisini nasıl ölçebilir? Bir influencer-metre var mıdır kullanabilecekleri?

Ebeveyn şunu düşünmeli; ben ebeveynliğimi çevremdekilerle ve özellikle sosyal medyadan takip ettiğim kişilerle ne kadar kıyaslıyorum? Takip ettiğim kişilerin yaptıklarını gerçekten doğru buluyor muyum? Doğru bulmadığım bir şeyi sadece popüler diye yapıyor muyum? Örneğin çocuk yemek yerken normalde televizyon izletmeyen bir ebeveyn, çok beğendiği influencer çocuğuyla çizgi film izlerken yemek yediği bir video koyduğunda, “Demek ki yapılabilir” diye düşünüyorsa bu bir sorun. “Çocuğum o ünlü kişininki gibi hafta sonları hem baskete hem dansa hem de resim dersine gitmiyor. Doğum gününü de dışarıda büyük süslemeler ile yapamadık, evde küçük bir kutlamaydı. Sanırım ben yetersiz bir ebeveynim” gibi düşüncelere kapılıyorsa, hayatından tatmin olamıyorsa, kendini ve ebeveynliğini yetersiz hissediyorsa burada bir sorun var. Ebeveyn kendine “Bu kişiyi takip etmezsem hayatımda neler değişir?” diye sorabilir. Değişecek şeyler daha olumlu duygulara yol açıyorsa, işte o zaman influencer-metre olarak tanımladığınız aygıtın üzerinde alarm çalıyor olsa gerek.

Çocuklar üzerindeki olumsuz etkiler nasıl fark edilebilir?

Ebeveynlerin, çocuklarının internet ve sosyal medya kullanımlarını onları boğmadan ancak güvenliklerini tehlikeye atmayacak şekilde takip etmeleri en sağlıklısı olacaktır. Bir çocuğun sosyal medya hesabı olması gerektiğine emin değilim, bir ebeveynin yeni doğmuş bebeğine sormadan bir hesap açması gerektiğini de düşünmüyorum, bu onun haklarını ihlal etmektir.

Bir çocuk kendisini sanal ortamda ne kadar koruyacağını bilemeyebilir kendisi için uygun olmayan hesaplar takip edebilir, açık hesap kullandığı durumda resimleri ve hayatı ulaşmaması gereken kişiler için ulaşılabilir olabilir. Dolayısıyla öncelikle doğru model olmak önemli. Eğer ebeveyn sürekli teknolojik aletlerini kullanıyor, her an instagram sayfası yeniliyor, her anının video ve fotoğrafını çekiyor ve paylaşıyorsa çocuk da bunu normal kabul edecektir. Sosyal medya elbet ki günümüzün bir parçası ancak bunu hayatın merkezine koymak kimse için olumlu bir sonuç doğurmayacaktır.

“Ekran kullanımında çocuğun yaşına uygun bir sınırlama getirmek önemli. Ebeveynler, çocuklarının sosyal medya kullanımını azaltmak için ortak zaman geçirebilecekleri farklı alanlar yaratmak üzerine anlaşabilirler.”

O zaman önerileriniz neler?

Teknolojik aygıt ve araçların çocuk üzerinde olumsuz etki yaratmasını beklemeden önce, çocuğun yaşına uygun bir sınırlama getirmek önemlidir. Günde yarım saatten veya bir saatten fazla ekran karşısında kaldığında çocuk fiziksel ve psikolojik olarak zarar görebilmektedir. Kullanım saati kadar kullanım alanlarının güvenliğinin sağlanması da önemlidir. Çocuğun sosyal medya hesabı açmaya uygun olup olmadığına aile birlikte karar verebilir, takip ettiği kişileri ve onu takip edenleri da görebilmek önemlidir. Çocuğa güvenlik kuralları, tanımadığı kişileri eklememe gibi konularda ‘sanal mahremiyet’ eğitimi vermek de şarttır.

Bunlar yapılmazsa çocuk, temel amacı marka iş birlikleri aracılığı ile ürün satımı olan hesaplara dahil olabilir. Bu durum çocuğun arzularını tetikleyebilir, gördüğü her şeyi alma ihtiyacı, alamadığında yetersizlik, mutsuzluk, tatminsizlik gibi duygular yaşayabilir. Özellikle ergenlerde sıklıkla görülen ‘kendine dair olumsuz algı’ kavramı sebebi ile bir influencer üzerinde gördüğü bir bluzu deneyen bir ergen aynı giysinin kendi üzerinde ‘iğrenç’ durduğunu düşünüp yetersiz ve değersiz de hissedebilir.

Ebeveynler bu durumlarda çocuklarıyla açıkça konuşmalı, bu duygularını ifade etmelerine alan yaratmaları, yaşadıkları benzer deneyimleri ve bunlarla nasıl başa çıktıklarını anlatabilirler. Çocuğun sosyal medya kullanımını azaltması için ortak zaman geçirebilecekleri farklı alanlar yaratmak üzerine anlaşabilirler.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Soruları cevaplarken, bir kez daha ‘Her şeyin azı karar, çoğu zarar’ söylemi çınladı kulaklarımda. Tabii ki günümüz dünyasından yabancılaşmak değil amaç, ancak önemli olan bu aygıtları bir üretim sürecinde var etmek. Dilerim en yakın zamanda, işi content creator (içerik üreticisi) , influencer olan veya sosyal mecralarda bir şekilde çok takipçi toplamış bireylerin, kendi ve markaların çıkarlarının önüne, toplumu ve gerçek ihtiyaç olan ‘paylaşım’ı koyabildikleri bir sosyal medya camiası oluşur.

“Ergenlere hitap eden Youtuber’lar çok küfürlü konuşuyor ve zararlı alışkanlıkları özendiriyor”

Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümünden Doç. Dr. Ferah Onat, firmaların çok yüksek takipçiye sahip influencer’lar kadar yerel ve mikro ölçekte etkili isimlerle de çalışmaya başladığını söylüyor.

İnfluencer’ların etkilerini markalar açısından değerlendirmek de gerekiyor. Bu konuda çalışmalar yapan, influencer ve blogger’ların paylaşımlarının markalara etkisini araştıran akademisyenler yeni bulgularla geliyor. Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümünden Doç. Dr. Ferah Onat, firmaların çok yüksek takipçiye sahip influencer’lar kadar yerel ve mikro ölçekte etkili isimlerle de çalışmaya başladığını söylüyor.

İnfluencer’ları takip edenlerler onlarla parasosyal bir ilişki kuruyor. Bu ilişkiyi, “izleyicinin (takipçinin) en sevdiği karakterle tek yönlü bir ilişki kurup karakteri arkadaşı gibi görme durumu” olarak tanımlamak mümkün. Doç. Dr. Onat, “Yaptığımız araştırmalarda çok sayıda takipçisi olan influencer’ların izleyiciyle bağ kurma ve onları parasosyal olarak etkileme becerilerinin yüksek olduğunu gördük. Bunun sonucu izleyicilere alışkanlık kazandırma, satın alma davranışı geliştirme gibi amaçları başarıyorlar” diyor.

Doç. Dr. Onat, özellikle çocuklara ve ergenlere hitap eden oyun Youtuber’larının çok küfürlü konuştuklarını ve zararlı alışkanlıklara özendirdiğini belirtiyor. Doç. Dr. Onat, “Maliyenin gözünden kaçıp vergi vermiyorlar. RTÜK (Radyo Televizyon Üst Kurulu) denetimlerine de fazla takılmıyorlar” diyerek şunları söylüyor:

“Elektronik sigaranın ergenler arasında kullanımının yaygınlaşmasının temel nedeni de bu influencer’lar. Çocuğun ya da gencin beyin gelişiminin tamamlanmadığını ve bu kişileri rol model olarak aldıklarını düşündüğümüzde ortaya korkunç bir tablo çıkıyor. Zaten gün içinde az kişiyle görüşen gençler, influencer’ların gelecek yaşamlarını etkilemelerine izin veriyorlar.”

Marka Konferası’nda firmaların influencer’lardan iyi geri dönüş aldıklarını ifade ettiklerini hatırlatan Doç. Dr. Onat, “Ancak bir noktaya dikkat çekiyorlar. Daha çok yerel ve mikro influencer’lara yatırım yapmanın iyi olacağını ifade ediyorlar. Hem düşük maliyet hem de belirli bir bölgede yaşayan ve sınırlı ilgi alanı olanlara ulaşmak, mikro şöhret diyebileceğimiz bu kişilerle daha kolay” değerlendirmesinde bulunuyor. Son olarak Doç. Dr. Onat da ailelere “Çocuğunuzun ne izlediğini bilin, birlikte izleyin, yanlış davranışları gösterin, internet süresini kısıtlayın” önerilerinde bulunuyor.

*Ebeveynus dergisinin şubat sayısından alınmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − ten =