Ebeveynlik kuyusu kalbimizde! Aklımızın ipiyle o kuyuya inmeliyiz

Evrim Kuran, günümüzde ebeveynliğin adeta endüstri haline geldiğini, sürekli doğru davranma çabasının anne babaları yıprattığını ve yorduğunu belirterek “Ben bir anne olarak kendime hata yapma izni vermek istiyorum“ diyor.

2000’den sonra doğan çocuklar, Z Kuşağı olarak tanımlanıyor. Kuşak çalışmaları ile bilinen Evrim Kuran, Z Bir Kuşağı Anlamak adlı kitabında hem kendimizi hem de çocuklarımızı daha iyi anlamamızın yolunu açıyor: “Hiçbir ebeveyn sorularının gerçek yanıtını ‘Google’layarak bulamaz. Ebeveynlik kuyusu kalbimizde. Aklımızın ipiyle o kuyuya inmeliyiz.”

Halime Sürek Kahveci

Altını çizdiğim satırlar, yanına ünlem koyduğum paragraflar, koca koca soru işaretleriyle süslenen sayfalar… 2000’den sonra doğanları tanımlamak için kullanılan Z Kuşağı üzerine yazılan “Z Bir Kuşağı Anlamak” kitabını böyle, su içer gibi okudum. Kuşak araştırmalarıyla tanınan, bizi hem anne baba hem de çocuk olarak kendimizi tanımaya davet ederken kendi çocuklarımızı daha iyi anlamamızı sağlayan Evrim Kuran, aynı zamanda bir Z Kuşağı üyesinin annesi. Mundi Kitap’tan çıkan kitabına da “Oğlum Ali’ye…” ithafıyla başlayan Kuran, bilimsel araştırmalara dayanan açıklamalarıyla anne babalara ve eğitimcilere yol gösteriyor.

Tadımlık olsun diye kitaptan “Modern ebeveynlik (bilhassa da annelik) söz konusu geleceğe şekil verme merakı sebebiyle biyolojik bir gerçeklik ve duygusal bir deneyim olmanın ötesine geçti ve son iki kuşaktır yoğun bir anksiyete haline dönüştü… Ebeveynlik adeta bir endüstri haline gelmiştir ve bu yüzden ebeveynler kendi içgüdü ve deneyimlerine daha az güvenir olmuşlardır. Kaçınılmaz sonuç ise otoritelerini kullanmaları gereken anlarda daha az etkili olmalarıdır” satırlarını alıyorum buraya ve anneliğe bakışını özetleyen şu paragrafı:

“Bir Z Kuşağı annesi ya da bir başka ifadeyle bir yeni nesil ebeveyn olarak gebeliğimden bu yana anneannemin beni büyütürkenki içgüdüselliğini ve koşulsuz sevgisini ilke bellemeye çalıştım ve bu endüstrileşmeyi reddettim…. Anneliğin abartılmasına ve öte yandan anne olmama durumunun veya tercihinin de değersizleştirilmesine, kısaca annelik mitine karşıyım.”

“Bugün yeni nesil ebeveynliğin kodları sosyal paylaşım hesaplarında yazılıyor” diyen Kuran ile Z Kuşağı hakkında söyleştik.

Neden kuşakları isimlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz? Kuşaklar arası farkı belirleyen yıllar mı oluyor, sosyal, siyasal ve toplumsal değişimler mi?

Kuşakları gruplayarak ele almak, zamanın ruhunu okumamızı kolaylaştırıyor. Ama bunun getirdiği bir tehlike de var; toplum olarak, kavramları birbirine karıştırıp zaman zaman sığ ve kolaya kaçan, derinliği olmayan analizler yapma eğilimimiz oluyor. Kuşak konusu popüler oldu olalı, “Aynı dönemin çocuklarının hepsi aynı şeye inanır” gibi sığ ve yersiz bir algıyı oluşturma riski yükseliyor. Bu konuda herkesi daha dikkatli olmaya davet etmek lazım. İşte bu sebeple; ezberden kaçan, yargılamaya değil gözlemlemeye dayalı bir yaklaşımla ve yerleşik paradigmaların (değerler dizisi) sığlığına kapılmadan kuşak meselesine bakmalıyız. Bir kuşağı anlamak demek, bir dönemi anlamak demektir. O dönemin tüm insanları bunu yer, bunu içer, buna inanır, buna oy verir dememiz mümkün mü? Elbette hayır.

Kuşaklar arası farkın belirleyenlerine gelecek olursak, burada bir tavuk-yumurta denklemi olduğunu söyleyebilirim. Süreçler kuşakları, kuşaklar süreçleri etkiliyor.

Z Kuşağı deyip 2000 sonrası doğan herkesi aynı torbaya sokabilir miyiz?

Hayır sokamayız. Bu kitabı bu yüzden yazdım. Sokamayacağımızı araştırmalarla göstermek için. Farklılıklar dertlerden kaynaklanır. Çözmeleri gereken dertler farklı. Ama aynı kaygı şemsiyesinin altındalar. Bu trajik yakınlık da en mühim ortaklıkları.

Onlar için “küresel köyün kaygılı çocukları” diyorsunuz. Çevreye duyarlılar, sorunları dile getiriyorlar…

Evet kaygılılar, hem de ait oldukları sınıfın ne olduğu fark etmeksizin kaygılılar. Ve en önemlisi bir süper kahraman beklemeyecekler. Bu sebeple onlara tarumar ederek bıraktığımız bu zavallı dünyanın sorunlarını önceki kuşaklara göre daha hızlı çözme sorumluluğunu alacaklar.

Z Kuşağı için “küresel köyün kaygılı çocukları” diyen Evrim Kuran, “Onlar sorunları çözmek için süper kahraman beklemeyecek” diyor.

Kitabınızda ülkemiz adına üzücü kimi veriler de var. Kitap okuma oranında dünyada 86. sırada olmamız, kitabın ihtiyaç listesinde 235. sırada yer alması gibi. Bu durum bizim Z Kuşağımızı dünyadaki akranlarından nasıl ayırıyor sizce?

Bizim Z Kuşağımız dünyanın gelişmiş ekonomilerine göre sosyal mecralarda daha fazla vakit geçiriyor, dikkat dağıtıcıları daha fazla, ezbere dayalı bir eğitim ve sınav sisteminde yarışıyor ve anlam yaratmaktan, entelektüel evrimleşmeden geri kalıyor.

Hayal kurmayı bilmeyen bir toplum olduğumuzu ve yeni kuşakların da bu yetkinlikte çağın gerisinde kaldığını söylüyorsunuz. Peki, çocuklarımıza düş kurmayı nasıl öğreteceğiz?

Sorun çözmelerine izin vermek, her dakikalarını yapılandırmamak ve biraz rahat bırakmak iyi bir başlangıç olabilir.

Dikkat çektiğiniz bir nokta da psikolojik sermaye. Çocuklarımızın psikolojik sermaye kapasitesini nasıl oluşturabiliriz?

Nebraska-Lincoln Üniversitesinden Profesör Fred Luthans, psikolojik sermayeyi “bireyin pozitif psikolojik durumu” olarak tanımlıyor. Luthans’a göre psikolojik sermayenin 4 önemli belirleyeni var:

• Bugüne dair olumlu tavır yani iyimserlik,

• Geleceğe dair azim ve gerektiğinde hedeflere giden yolları yeniden gözden geçirme gücü yani umut,

• Zorlukların üstesinden gelebilmek için gerekli çabayı koymamızı sağlayan kendimizi yeterli bulma hali yani öz yeterlilik,

• Zorluklar ve sıkıntılar dört bir yandan saldırdığında bile kendini toplamak ve devam etmek yani yılmazlık.

İyi haber şu ki psikolojik sermaye geliştirilebilir. Dünü hoş görerek, şimdiyi takdir ederek, yarın için fırsatlar arayarak iyimserliği; zihinsel provalar yaparak umudu; başarılarına odaklanarak, sosyal modelleme kullanarak, negatif deneyimleri yeniden çerçeveleyerek öz yeterliliği ve daha şeffaf iletişim kanalları kurarak, yaratıcılığı cesaretlendirerek yılmazlığı geliştirebiliriz.

Yeni nesil ebeveynliğin kodlarının sosyal medyada yazıldığından bahsediyorsunuz. Bu durumun olumlu ya da olumsuz yönleri neler sizce?

Ebeveynliğin kodlarını sosyal mecralarda değil, ana babalık içgüdümüzde, kalbimizde ve beynimizde aramamız gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir ebeveyn sorularının gerçek yanıtını Google’layarak bulamaz. Ebeveynlik kuyusu kalbimizde. Aklımızın ipiyle o kuyuya inmeliyiz.

Evrim Kuran, oğlu Ali ile… Kısa sürede büyük başarı kazanan ve yeni baskılar yapan kitabı Z Bir Kuşağı Anlamak da “Oğlum Ali’ye…” ithafıyla başlıyor.

Sürekli mükemmel olma, her zaman en doğru şekilde davranma, gereğini yerine getirme, çocuğunun her an, her yerde başarılı olması çabası… Ebeveynliğin endüstri haline geldiğini vurguluyorsunuz. Bunun anne babalara yüklediği, maliyeti nedir? 

Çok maliyetli, olağanüstü yorucu ve yıpratıcı. En mühimi de beyhude bir çaba. Ben bir anne olarak kendime hata yapma izni vermek istiyorum.

Z Kuşağından sonra hangi kuşak gelecek? Sizce Z Kuşağı nasıl ebeveynler olacak?

Yeni kuşağın ismi kondu bile. Çok önemli mi? Değil ama söyleyeyim, Alfa Kuşağı deniyor. Jenerasyonel sistem teorisine göre yaptığım hesaplar uyarınca beklentim rasyonel bir kuşağın gelecek olması. Daha fazla fikir havada uçuşacak, daha çok akıl kullanacağız sanırım. Z Kuşağı ise duygu ve aklın nefis bir buluşmasından oluşan bir jenerasyon olduğundan sakin, soğukkanlı ve anlam yaratan ebeveynler olabilmeleri mümkün.

*Ebeveynus dergisinin Mart 2020 sayısından alınmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × five =