Çocuğunuzun kankisi otizmli olsa!

Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Parin Yakupyan, oğlu Garen’in lise mezuniyetini kutlarken...

Otizmli bir çocuğun eğitim hayatının sorumluluğu sadece ailesinin üzerinde mi olmalı? Kriterler not başarısı üzerine olunca çocuklarımızı hayata hazırlamaktan, farklılıkları ve onlarla yaşamayı öğretmekten uzaklaştık. Bu noktada, “Farklılıkla yaşayan çocuğun hayatı nasıl olur?” diye düşünerek yola çıktık ve şu soruyu sorduk: “Çocuğunuzun kankisi otizmli olsa hayatında neler değişir?” İşte yanıtlar…

Arzu Demirezen

Farklılıklarla bir arada yaşamayı bırakalı uzun zaman oldu. Bunun en büyük zorluğunu çocuklarımıza yaşatıyoruz. Eğitim ve öğretimin “not başarısına” indirgenmesiyle birlikte çocukları hayatta karşılaşacakları zorluklara hazırlamak bir yana farklılıklarla bir arada olmanın önemini, onlara neler katabileceğini bile anlatmaktan uzağız. İşte bu fikirden yola çıkarak ebeveynus okuyucularına farklı bir kapı açmak istedik ve otizmli olmayan çocukların, otizmli akranları ile bir arada eğitim görmesinin onlara neler kazandıracağını araştırdık. Ortaya, “1000 derste öğrenilemeyecek hayat tecrübesi kazanabilecekleri” sonucu çıktı. Oysa otizmli bireylerin ebeveynleri en çok çocukları eğitim hayatına başladığında zorlanıyor. Kaynaştırma öğrencisi olarak diğer akranları ile birlikte okuyabilme hakkı olan çocuklar, eğitimcilerin ve otizmli olmayan çocukların ebeveynlerinden direnç görüyor. Bu direnç de aslında, birlikte olmanı tüm çocuklara neler kazandıracağını bilmemekten kaynaklanıyor. İşte burada şu soruyu sorduk: “Çocuğunuzun kankisi otizmli olsa hayatında neler değişir?”

“Çevre sizi dışlayınca yol alamıyorsunuz”

Sorumuzun yanıtını, Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Parin Yakupyan ile Algı Özel Eğitim Merkezi Okul Öncesi Öğretmeni ve Uzman Öğretici Cihan Bayar’dan aldık. Yakupyan, otizmli birey ebeveynlerinin neler yaşadığından başlamanın sorunun yanıtlanmasında daha doğru bir yol olacağını belirtiyor. Ailelerin ilk travmayı tanıyı aldıklarında, ikincisini ise çocukları okula başladığında yaşadığını söyleyen Yakupyan, “Siz kabulleniyorsunuz, çevrenizin birleştirici etkisi ile daha iyi yol alabilecekken çevre sizi dışlıyor” diyor. Yakupyan sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Toplum içine karışmak bu çocukların sosyal hayata uyumlarında öncelikli koşul. Ancak çevrenizin birleştirici etkisi olmadığı zaman sürekli özel çocuk anneleri ile bir arada oluyorsunuz. Ardından okul süreci başlıyor. Bu aileler için kaygı verici bir süreç. Çocuğun okula hazır olup olmadığını Rehberlik Araştırma Merkezleri (RAM) belirliyor. RAM size ‘Çocuğunuz kaynaştırma öğrencisi olabilir’ diyor ama okullarda halen ‘Biz sizin çocuklarınız gibi çocukları okula almıyoruz’ ifadesiyle karşılaşıyorsunuz. Hele özel okullarda, veli beklentilerinin yüksekliği ve başarı kriteri nedeniyle, bu çok daha zor.”

“Empati kurun, önyargılardan kurtulun”

Okulun ardından veli direnciyle karşılaştıklarını anlatan Yakupyan, diğer ebeveynlerden en büyük beklentilerinin farklılıkları kabul etmeleri ve önyargısız yaklaşım olduğunu söylüyor. Yakupyan, şöyle devam ediyor:

Parin Yakupyan, “Pek çok anne sırf insanlarla uğraşacak gücü kalmadığı, yorulduğu ve yıprandığı için kaynaştırma hakkı olduğu halde çocuğunu özel eğitim sınıflarına veriyor. Öyle ki yapılan bir araştırmaya göre liseyi bitiren otizmli sayısı 166. Bu korkunç bir rakam. Oğlum Garen de bu mezunlardan biri. Bizim şansımız yaver gitti ama mücadelemizi de hep sürdürdük. Garen’in hocaları, gölge öğretmeni iyiydi ve başardık” diyor.

“Diğer ebeveynler, ‘Bu çocuk benim çocuğumla aynı sınıfta okumasın” diyor. Evde, kendi çocuklarının yanında konuşuyorlar. Böyle olunca çocuk bir farklılık olduğunu öğreniyor. Aslında büyükler söylemese çocuklar böyle bir farkı bilmez. Her şey not ve başarı olunca veliler, sizin çocuğunuzu da rakip olarak görüyor. Ama kaynaştırmada ana amaç, çocuğun akranlarıyla bir arada olması ve taklit yoluyla duygusal ve sosyal gelişiminin sağlanması. Model alacak ve öğrenecek. Pek çok anne sırf insanlarla uğraşacak gücü kalmadığı, yorulduğu ve yıprandığı için kaynaştırma hakkı olduğu halde çocuğunu özel eğitim sınıflarına veriyor. Öyle ki yapılan bir araştırmaya göre liseyi bitiren otizmli sayısı 166. Bu korkunç bir rakam. Oğlum Garen de bu mezunlardan biri. Bizim şansımız yaver gitti ama mücadelemizi de hep sürdürdük. Garen’in hocaları, gölge öğretmeni iyiydi ve başardık.”

“Akademik başarısına katkı sağlar”

Otizmli olmayan çocukların, otizmli çocuklarla bir arada eğitim görmesinin onlara neler sağlayacağı konusundaki görüşlerini de aktaran Yakupyan, öncelikle farklılığa karşı kabul, hoşgörü, yardımlaşma, demokrasi ve ahlak anlayışının gelişeceğini vurguluyor. Sınıf arkadaşı otizmli olan çocuklarda liderlik, model olma ve sorumluluk duygusunun geliştiğini ifade eden Yakupyan, “Bilimsel çalışmalar kanıtlamıştır ki, özel gereksinimli bireylere yardım eden çocukların akademik düzeylerinde büyük gelişimler gözleniyor. Tekrar etme, anlatırken öğrenme gibi sebeplerle bilişsel düzeylerinde de yükselmeler olduğu tespitler arasında” diye konuşuyor. Ailelere bunu anlattıklarında olumlu geri dönüş aldıklarının da altını çizen Yakupyan, “Yeter ki arada bir bağ kurulsun. O bağ kurulmadığı zaman iş, soğuk savaşa dönüyor. Bunu sağlayacak olan eğitimciler. Onlar bunu anlatmaya ve öğrenmeye açıksa biz elimizden gelen her türlü desteği veririz” diyor.

“Otizmli çocuklar asla yalan söylemez”

Cihan Bayar, kaynaştırma öğrencisi otizmli çocukların zekayla ilgili bir problemlerinin olmadığının altını çiziyor.

Algı Özel Eğitim Merkezi Okul Öncesi Öğretmeni ve Uzman Öğretici Cihan Bayar ise kaynaştırma öğrencisi otizmli çocukların zekayla ilgili bir problemlerinin olmadığının altını çizerek sözlerine başlıyor. Bu çocukların sosyal becerilerinde sıkıntı yaşadıkların ve aklına geleni direkt yaptıklarını aktaran Bayar, “Otizmli çocukların diğer çocuklara kazandıracağı en önemli özellik yalan söylememek. Çünkü onlar hiç yalan söylemez” diyor.
Okullarda her şeyin notlarla ilgili olduğunu söyleyen Bayar, şöyle devam ediyor: “Kimse nasıl bir insan olduğunuzla ilgilenmiyor. Oysa insan olmaya önem verseler otizmli çocuklardan öğrenebilecekleri çok şey var. Sınıfta bir otizmli çocuk olması ve çocukların ona sahip çıkması sorumluluk duygularını geliştirir. Otizmli çocuklar da akranlarından farklı evreler geçirmiyor aslında. Sadece bizim çocuklarımızın tepkileri diğerlerinden daha fazla. Diğerlerini görerek model alıp öğrenmeleri gerekiyor.”

“İşin özü onları çocuk olarak görebilmekte”

Serap Dikmen Ahmetoğlu, bu yıl dördüncü sınıfa başlayan
Ata Kıvanç’ın annesi. O da diğer anneler gibi çocuklarına “otizmli” etiketiyle değil “çocuk” olarak yaklaşılmasını istiyor.

Serap Dikmen Ahmetoğlu, bu yıl ilkokul dördüncü sınıfa başlayan Ata Kıvanç’ın annesi. Yaşadıkları benzer, beklentileri de… Dikmen’e göre işin özü onları da “çocuk” olarak görebilmekte. Otizmli bir çocuğun sınıf arkadaşlarının öncelikle farklılıkları kabul edebilmeyi öğreneceğini anlatan Dikmen Ahmetoğlu, “Ardından şefkati, iyiliği, toleransı, sevgiyi, insana dair yüce olan her şeyi yaşayarak öğrenecekler” diyor.

Oğlunuzun sınıfındaki diğer çocukların ebeveynlerinden beklentiniz nedir?
Otizmli çocuk sahibi anne babaların, diğer velilerle doğru iletişim kanalları kurmaya çalışması öncelikli şart. Tabii, diğer veliler de bu iletişimi kurmaya istekli olmalı. Özel gereksinimli çocuk ile kendi çocuğu arasında yaşanan, çocuklara özgü bir olayda önce o aile ile konuşmalı. Bunu veli whatsapp gruplarında konu etmemeli ya da şikayet konusu haline getirmemeli. Her çocuğun arasında yaşanabilecek itiş kakış gibi durumlarda, taraflardan biri otizmli ise etiketi ile birlikte değil, “çocuk” olarak yaklaşmaları da önemli bir nokta.

Bir aile size gelse ve “Çocuğunuza nasıl davranmam gerek?” ya da “Çocuğuma nasıl davranması gerektiğini söylemeliyim?” dese neler söylersiniz?
Otizmli çocuklarla konuşmanın ve anlaşmanın ilk adımı açık, net cümlelerle ve göz teması sağlayarak konuşmak. Deyimleri, soyut kavramları anlamakta güçlük çekiyorlar. Takıntılı konuları hakkında uzun konuşup soru sorabiliyorlar. Karşısındaki insanın kendilerinden beklentilerini çözemiyorlar. Bu nedenle de beklentiye uygun iletişim kuramıyorlar. Bu da yaşıtlarıyla ilişkileri etkiliyor, sınıf arkadaşlıklarının veya grupların içinde yer alamıyorlar, oyunlara dahil edilmiyorlar. Kaynaştırma öğrencisi olarak sınıfta yer alsalar da çok yalnızlar. Diğer anne babalar, en azından sınıfta bulunan otizmli çocuğun bu gibi özellikleri öğrenmeye istekli olup anlamaya çabalarsa kendi çocuğunu da yönlendirebilir. Bu çocukların hepsi kendine özel, hepsinin özellikleri farklı. O nedenle sadece öğrenmeye ve anlamaya çalışın diyebilirim.

“Benim çocuğum olsaydı ne yapardım?”

“Diğer çocuklar, özel gereksinimli çocuklarla bir arada hayatı paylaşmayı, yaşamayı öğrenirler.”

Maya’nın annesi Sarah Başar, diğer velilerden ve anne babalardan bir parça anlayış beklediğini söylerken “Benim çocuğum olsaydı ne yapardım? Bu soruyu kendinize sorun” diyor.

Görüş ve önerilerini paylaşan bir diğer anne ise Sarah Başar. Maya’nın annesi. Onun da beklentileri aynı. Empati duygusunun önemine vurgu yapıyor Başar ve ekliyor: “Benim çocuğum olsaydı ne yapardım? Bu soruyu kendinize sorun.” Sarah Başar, otizmli bireyle bir arada olan çocukların öncelikte ahlaki anlayışlarının gelişeceğini dikkat çekiyor. Başar’ın yanıtları şöyle:

Maya’nın sınıf arkadaşlarının anne babalarından ne bekliyorsunuz?
Bir parça anlayış. Çocuğunuzla birlikte, topluluk içerisinde sürekli ‘var olabilme, kabul görebilme’ mücadelesi veriyorsunuz. Kafalar hep sizi ve çocuğunuzu takipte oluyor. Aklınızın ucundan bile geçmeyecek sorulara muhatap oluyorsunuz. Yapacağı en ufak bir “toplum normlarına uymayacak tavır”, kafaların size yönelmesine, gözlerin devrilerek size dönmesine yol açıyor. Sonra o bilindik konuşma balonları beliriyor ardınızda, “Burası bunların yeri değil, konuşmayan çocuğa nasıl kaynaştırma verilir? Acaba benim çocuğumun gelişimini de etkiler mi?” Diğer ailelerin her şeyden önce “Bu çocuk benim çocuğum olsaydı ne yapardım?” diye düşünmelerini, empati kurmalarını isterdim. Bütün çocuklar sevgi, ilgi, kendisiyle ilgili söz sahibi olup saygı görmeyi ister, kendi özgürlüğü içinde var olmak ister. Bu da ancak toplumdan soyutlanmadan olur. Her şeyin başı empati, sevgi, saygı. Ve ağızdan çıkanı biraz tartarak ortaya dökmek; farkındalık dilde başlar.
“Çocuğunuza nasıl davranmam gerek?” diyen bir aile olsa neler söylersiniz?
Net ifadeler kullanmalarını isterdim, çocuğum ağladığında “Annesi ne istiyor bu şimdi?” diye boş bakışlarla sormak yerine ona dönüp gözüne bakarak, “Ne istiyorsun?” diye sormalarını beklerdim. “Çocuğuma nasıl davranması gerektiğini nasıl anlatmalıyım?” diye sorsalar “Hiçbir şey söylemeyin, bırakın çocuklar birbirini kendileri keşfetsin” derdim. Sorsunlar, iletişim kurmaya çalışsınlar. Çocuklar bunu büyüklerden çok daha iyi yaparlar bence.

Çocuğunuzun o sınıfta olmasının diğer çocuklara katkısı nedir? Aileler bunu hangi açıdan değerlendirerek kazanım olarak görmeli?
Diğer çocukların her şeyden önce ahlaki anlayışları gelişir. Farklılıkları doğal karşılamayı öğrenirler, yardımlaşmayı öğrenirler, sorumluluk duyguları artar. Özel gereksinimli çocuklarla bir arada hayatı paylaşmayı, yaşamayı öğrenirler.

*Bu haber ebeveynus dergisinin kasım sayısından alınmıştır. Dergi aboneliği için lütfen tıklayınız.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − 10 =