Bilginin hazmı kolay, bir lokmacık hali: mikro-öğrenme

Şair Gülten Akın, eşsiz “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya” dizelerini yeni kuşak için yazsa “Ah yeni kuşağın sabrı yok, durup uzun uzun konuları öğrenmeye” diye mi yazardı acaba?

Çocuğunuzla birlikte, onun kontrol ettiği bir ekrana bakarken başınız dönüyorsa bilin ki yalnız değilsiniz. Gerçekten de eğitim 4.0 kuşağı, çok hızlı algılıyor ve bir o kadar da hızlı ilgilerini kaybediyorlar. Bu sebeple onlara halen eski eğitim öğretim yöntemleriyle bir şeyler öğretmeye çalışmak öğrenciler için sıkıcı, öğretenler için ise zorlayıcı olmaktan öteye gidemiyor.

Aslında, bilgiye hızlı erişim isteyenler sadece yeni kuşak değil. Modern çağda, günlük koşturmalarımız içerisinde bilgi üretimindeki artışa yetişemeyen ama yeni şeyler öğrenmek isteyen bizlerin arzusu da ihtiyaç duyduğumuz bilgiye en hızlı ve öz şekilde ulaşmak değil mi? Zaman zaman hepimiz, 24 saatin bize yetmediğinden şikayet etmiyor muyuz?

İşte bu noktada 2002’de hayatımıza yeni bir öğrenme terimi girdi: mikro-öğrenme. Mikro-öğrenmede, bilginin kolayca hazmedilebilecek küçük lokmalara ayrılması kast ediliyor; öğrenen kişiye önemli bilgiler birkaç dakika içinde tabiri caizse “hap gibi” veriliyor. Aramızdaki beyaz yakalıların diliyle anlatırsam, mikro-öğrenme içeriklerini, uzun upuzun raporların “yönetici özeti” gibi düşünebiliriz.

Neden mikro-öğrenme?

Dijital teknolojilerin günlük hayatımıza girmesiyle birlikte ortalama dikkat eşiği düşmeye devam ediyor ve öğrenme alışkanlıkları her zamankinden hızlı değişiyor.

Harvard Üniversitesinde Bilişsel Psikolog olan George A. Miller’a göre insanlar kısa zamanlı hafızalarında, sadece 7 (± 2) bilgi tutabiliyorlar. Yine Harvard Üniversitesinde hafızayla ilgili araştırmalar yapan Daniel Schacter’ın yaptığı araştırmalara göre insanlar yeni öğrendikleri bilgilerin yaklaşık yüzde 80’ini 30 gün içinde unutuyor. Buna karşılık bütün olarak değil de küçük parçalar halinde öğrenilenlerin akılda kalma oranları artıyor.

Mikro-öğrenme metodolojisi ile Duygusal Zeka geliştirmeye odaklanan kişisel gelişim platformu Mygrow’un yaptığı mikro-öğrenme araştırmasına göre “parçalara ayrılmış bilgiler” ve “hap şeklinde” dersler, öğrencilere tek seferde aktarılan büyük bilgi yığınlarına oranla çok daha kolay öğreniliyor ve akılda kalıyor. Mikro-öğrenme, geleceğin öğrenme şekli olarak görülüyor. Hatta uzun süreli derslerin yerini, bu hap şeklindeki öğrenme deneyimleri almaya başladı bile. Araştırmacılar, mikro-öğrenme teknikleri sayesinde, çocukların ve gençlerin anlaşılır, ilgi çekici, interaktif öğrenme kaynaklarını hızlı bir şekilde kullanmaya başladıklarını söylüyorlar. Siz de çocuklarınızı, bu şekilde içeriklerle tanıştırarak yeni şeyler öğrenmeye teşvik edebilir ya da halihazırda bu çeşit içeriğe aşinalarsa siz onları daha iyi anlamaya başlayabilirsiniz.

Hap şeklinde içerikler nasıl olmalı?

Elbette aşağıdaki özellikleri vererek, anne-babalar olarak size “Bilgi hapçıkları hazırlayın” demiyorum. Sadece iyi bir içerik nasıl olmalı, bunu aktarmak istiyorum.

• Basit ve samimi bir dil kullanımı

Doktorlar tıp terimleriyle konuştuğunda en basit hastalığın bile ne olduğunu anlamakta zorlanıyoruz, değil mi? Bu çocuklar ve gençler için de böyle. Kaliforniya Üniversitesi Psikoloji Profesörü Richard E. Mayer’in “Multimedya Öğrenmenin 12 Prensibi” araştırması (1) basit ve samimi bir dil kullanmanın öğrenmeyi olumlu etkilediğini gösteriyor.

Ayrıca, yine araştırmalar gösteriyor ki (2) konuları bağ kurulabilecek şekilde hikayeleştirmek hem konuya ilgi duymasını hem de akılda kalmasını sağlıyor.

• Kolay anlaşılır görseller

Görseller bilgiyi en kısa sürede ve etkili şekilde vermek için etkili araçlar. Ancak karmaşık olmadığı sürece. Birçok veriyi barındıran grafikler, algılaması zor illüstrasyonlar kafa karıştırmaktan öteye gitmeyecektir. Bu sebeple anlatılan konuyu destekleyen, kolay anlaşılan, sade görseller kullanılması önemli.

• Minimum süre

İçeriğin yarıda bırakılmaması için maksimun süre 3 dakika. Hatta mümkünse ne kadar kısa o kadar iyi. Bu süreyi aşan içeriklerin iki ya da üç bölümde öğrenilmesi tavsiye ediliyor.

• Akılda kalıcı

İçeriğin sonunda konuyu özetleyen, mini bir testle konuyu pekiştiren içerikler akılda kalmayı kolaylaştırıyor.

• İlgiyi canlı tutajn

Microsoft’un 2015 yılında yaptığı araştırma(3) ortalama dikkat eşiğinin 8 saniyeye düştüğünü gösteriyor. Aynı rapor bunun bir Japon balığının dikkat süresinden bile az olduğunu söylüyor! Hal böyleyken, tekdüze bir anlatıma ve tekniklere sahip olmayan, görsel efektlerin, müziğin, infografiklerin, metaforların bir arada kullanıldığı içerikler ilgiyi canlı tutuyor.

Mikro-öğrenme için en etkin araç: animasyon videolar

1960’larda kaleme aldığı çalışmalarla internetin ve sosyal medyanın ortaya çıkacağını önceden haber verebilecek kadar isabetli medya ve teknoloji analizlerinde bulunan ünlü medya filozofu Marshall McLuhan, “Araç mesajdır” sözü ile içerik kadar bu içeriği sunduğunuz aracın ya da mecranın da önemine dikkat çekiyor.

Araç bu denli önemliyken, en etkin mikro-öğrenme aracının ne olduğu sorusu aklınıza gelebilir. Öncelikle mikro-öğrenme, etkinliklerle, oyun oynayarak, karşılıklı tartışarak, test yaparak, kitaptan bir bölüme odaklanarak ya da bir video veya sunum yoluyla yapılabiliyor. Bunların arasından, yukarıda saydığım tüm özellikleri bir arada barındıran “animasyon videolar” (4), etkinlik açısından öne çıkıyor. Kim bilir, çocuğunuza ulaşamadığınız durumlarda belki siz de animasyonlu içerikler oluşturarak onunla iletişim kurabilirsiniz, ne dersiniz?

Peki nano-öğrenme nedir?

Bugünlerin popüler terimlerinden biri de nano-öğrenme. Nano-öğrenmeyi kaynaklar “Belli bir konuyu 5 dakikanın altındaki içeriklerle öğrenme” olarak tanımlıyorlar. E, bu neredeyse mikro-öğrenme ile aynı tanım değil mi? Farkı şöyle; öğrenme işlemini bir pizza kabul edelim, bol malzemeli karışık bir pizza. Bu pizzayı 8 dilime ayırırsak, her bir dilim bir mikro-öğrenme içeriğini temsil eder. Nano öğrenmeyi ise üzerinde sadece tek bir malzeme bulunan tek bir dilim olarak tanımlayabiliriz. Yani nano-öğrenme, mikro-öğrenmenin daha odaklı halde yapılmış şekline deniyor.

Elbette, mikro-öğrenme de nano-öğrenme de, çok fazla konuda temel bilgileri vermek için ideal yöntemler. Halen ilgi duyulan bir konuda derinlemesine bilgi sahibi olmak için o konuda en fazla ve farklı bakış açılarındaki kaynağı araştırmak, okumak ve yorumlamak en doğru ve etkin yöntem. Ne de olsa en lezzetli çay; poşet çay değil, farklı çay yapraklarının harmanlanmasıyla oluşturulmuş karışımın, yeterli süre demlenmesiyle oluşan çaydır, değil mi?

Araştırmalar:

1. https://twut.nd.edu/PDF/Principles-MultimediaLearning.pdf

2. http://www.danielwillingham.com/daniel-willingham-science-and-education-blog/storify-make-science-tell-a-story

3. https://www.researchgate.net/publication/263309119_Learning_from_Animation_Smooth_Pursuits_of_Synaptic_Transmission_of_an_Impulse_with_Contextual_Cues

4. http://dl.motamem.org/microsoft-attention-spans-research-report.pdf

Kaynaklar:

1. https://www.edsys.in/educational-trends-for-2019/

2. https://gallilearn.com/resources/micro-learning.html

3. https://vibons.com/ShowBlog?BlogID=111&Title=What_is_Microlearning_and_Why_Should_We_Care_About_it

4. https://playxlpro.com/is-microlearning-and-nanolearning-same-or-different/

*Ebeveynus dergisinin Mart 2020 sayısından alınmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 11 =