Annelik? Kadınlık?

Ezgi Gözeger Özmemiş /Haber Spikeri – Editör

Bu yazımda geçen sayıdaki “Meğer depresyondaymışım” başlıklı yazımı, söz verdiğim gibi sürdüreceğim. Ancak bu kez annelik depresyonumu kadınlık/annelik ekseninde ele almak niyetindeyim. Zira lohusa depresyonunu en derinlerde yaşarken sinek gibi bir annelik duvarına, bir kadınlık duvarına çarptığımı hissettim.

Aslında depresyonun temelindeki kendimle ilgili endişelerin tohumunu, hamile kalmadan önce atmıştım. Şu an çocuk yapmak için doğru zaman mı? Maddi olarak bir çocuğun gelişimini, hakkını verecek ölçüde destekleyebilecek miyiz? Anne olunca kendimle ilgili gerçekleştirmek istediklerimi ne kadar ertelemek zorunda kalacağım? Kariyerimi olumsuz etkiler mi? Etrafımda hamilelik ve/veya doğum izni sürecini mesleki hayatında birer dezavantaj olarak yaşamış onlarca kadın varken… Bir kadının iş yaşantısında ve toplumda sahip olduğu meslekle kendini kabul ettirmesi bu kadar zorken kendimi, kendi ellerimle oyun dışı mı bırakacağım? Bir de tabii bunların hepsini solda sıfır bırakan bir soru, böyle bir dünyaya çocuk getirilir mi? Artık hormonlar mı dersiniz, etrafın baskıları mı, yoksa “Madem kaçamayacaksın bir an önce aradan çıkar” düşüncesi mi, bilmiyorum. Bir anda kendimi çocuk yapma kararı almış bir Ezgi olarak buldum. Zahmetsiz bir hamilelik sürecinden sonra lohusa depresyonu çukurunda da karar aşamasındakine benzer sorular üşüştü hep kafama. Anneliğin, hayatımın ne kadarını kapsayacağını ya da ne kadarını kapsaması gerektiğini kavrayamadığım ilk dönemde “Tamam” dedim hayatımın bireysel hedeflerimi ve arzularımı içeren sayfasını kapattım. Düştüm. Bedbaht oldum. Bir o kadar suçlu hissettim bunu düşündüğüm için. Bebeğimin başından ayrılmakta ve kontrolü bir başkasına bırakmakta o kadar zorlanıyordum ki duşa girmek bile vicdan azabıydı. Düşünün ki işe gideceğim, yapmak istediğim ekstra çalışmaları kovalayacağım, kendimi gerçekleştirmek için fırsat yaratacağım… Hiç mümkün görünmüyordu.

“BANA MI SORDUNUZ?” DESE…

Sanki kadın olmak belli bir yaştan sonra mecburen anne olmaya evriliyor ve kadınlık anneliğin içinde eriyip gidiyordu. Halbuki annelik kadınlığın bir parçası değil miydi? Bir çocuğu en mükemmel şekilde yetiştirmek, gelişimine dair okumak, onun için en iyisini arayıp bulmak, en basitinden organik sebze peşine düşmek, doktoru, aşısı, uykusu, gelişim eğrilerindeki yüzdesi, kazanmasını istediğim alışkanlıkları… Bu liste çocuk büyüdükçe uzayacak yapılması gerekenler artacaktı, bana zaman kalması imkansızdı. Bir gün aksatsam vicdanımın paramparça olmasına neden olan yapılması gerekenler listesi gözümde bir dağa dönüştü. Şimdi geri dönüp bakınca görüyorum ki manzara sandığım kadar kasvetli değilmiş. Bir de bu endişeler benimle alakalı değilmiş. Toplum bu hale getirmiş zihnimi. Mükemmel annelik, en doğru annelik, hatasız annelik hatta kutsal annelik, fedakar annelik, hep veren hiç beklemeyen annelik, cennetin bile ayaklarının altına serildiği annelik… Kulağımda bir Yeşilçam repliği çınlıyor “Garip anam, çilekeş anam”! Özet gibi… Anne hep garip hep çilekeş olmak zorunda. Bu o kadar büyük bir baskı ki; öyle olsan dert, olmasan dert.

Aslına bakarsanız bir çocuğu dünyaya getirmeye karar vermek başlı başına bencillik değil mi? Sırf sen ve eşin istiyorsun diye bir yaşam başlatıyorsun. “Bana mı sordunuz beni yaparken?” dese ne cevap verebilirsiniz? Bir annenin bu düşünceleri aklının ucundan bile geçirmesi, suçlu hissetmesine yeterken bunu biriyle paylaşması bizim toplumumuzda büyük mesele. Bir de diyelim ki ulu orta bu baskıya itiraz etti (ki ben tam olarak bunu yapıyorum galiba şu anda) toplumun büyük çoğunluğu tarafından desteklenmeyeceği kesin.

Çalışan, üreten, kendi iç yolculuğunu tamamlamak isteyen, kendini tam olarak gerçekleştirme tutkusuyla yanan, ayakları üzerinde duran ve bunun için erkeklerden daha çok mücadele vermesi gerekmiş modern kadın, annelik fikri aklına ilk düştüğü andan itibaren yaşıyor bunları. Yazdıklarım benim yaşadıklarım; süzgecimden bunlar süzüldü. Geriye ne kaldı derseniz, henüz bu konudaki içsel yolculuğumu tamamlamadığımı düşünmekle beraber, ben, annelik ile kadınlığın başka başka pek çok rolünün, aynı potada erimesi gerektiğine karar verdim. Bu sadece benim için değil oğlum için de en iyisi üstelik. Sadece bunu biraz daha içselleştirmeye ihtiyacım var.

Oğlumun, kendi yolculuğunu tamamlayabilmek için çaba sarf eden ebeveynler ile yetişmesini faydalı buluyorum. Ve kadın okurlarımın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyorum.

*Ebeveynus dergisinin Mart 2020 sayısından alınmıştır.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − six =