“Onları ilk gördüğümde titriyor ve ağlıyordum”

Çok okunan kitapların yazarı… Savrulan hayatların sessiz kahramanlarına sayfalarca akıp giden kelimelerle ses katan, aşk ve ilişkiler üzerine yazdıklarıyla kadına da erkeğe de ‘dokunduran’ Sinan Akyüz, Ebeveynus’a bir baba olarak konuk bugün…

Malum yarın Babalar Günü, ben de uzun yıllar önce birlikte çalıştığım, çok sık görüşemesek  de her sohbetimizin bir öncekinde kaldığı yerden devam ettiği bu eski arkadaşıma peş peşe sorular yönelttim. İşte Aşk Meclisi, Piruze: Şam’da Bir Türk Gelin, İncir Kuşları, Şahika Feraye ve Aşk Başka Evde gibi kitaplarıyla milyonlarca okuyucuya ulaşan Akyüz’ün babalık ve ebeveynlikle ilgili halleri…

Bana biraz kendinizi anlatır mısınız? Çocuklarınız kaç yaşında? İsimlerini nasıl seçtiniz?

1972 yılında Iğdır’da doğdum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdim. Çeşitli dergi gruplarında hem muhabirlik hem de fotoğrafçılık yaptım. Daha sonra Sabah gazetesinde muhabirlik ve fotoğrafçılık, sonra da aynı gazetede köşe yazarlığı yaptım. Şimdi sadece yazarlık yapıyorum. Yaklaşık 11 yıldır eşim Ayşen ile evliyim. Bu evlilikten Kaan İmran ve Kerem Ercan adında ikizlerimiz dünyaya geldi. Şu anda 9 yaşındalar. Çocuklarımızın adını eşim koydu. İkinci isimleri babalarımız adları.

Özel günlerle aranız nasıl? Anneler Günü, Babalar Günü ya da Sevgililer Günü ne anlama geliyor sizin için?

Bazı özel günleri kutlamak özellikle bize de zevk veriyor. Mesela Anneler ve Babalar Günü. Bu günde hem büyüklerimizi ziyaret edip el öpüyoruz hem de bu günleri bahane edip bir araya geliyoruz. Sevgililer Gününe gelince… Bu günü pek kutlamıyoruz. Çünkü bana özel bir günden ziyade, ticari bir günmüş gibi geliyor. Nedense bu güne pek sıcak bakamadık.

Baba deyince gözünüzün önünde nasıl imaj oluşuyor? Kime ait bir resim bu, size mi, babanıza mı yoksa bir süper kahramana mı?

Bir yazar olarak işim karakter yaratmak olduğu için, size rahatlıkla şunu söyleyebilirim: Her çocuk anne ve babasının birer kopyasıdır. Çocuklar ailelerinde olanı alır. Yani bizde ne varsa, çocukta da o vardır. Ben de babamdan etkilenmiş bir evladım. Şimdi de çocuklarım benden etkileniyor. Tabii ki bir de annesinden. Bence her çocuğun kahramanı kendi babasıdır. Bu kahraman olumsuz bir karakter olsa bile…​​

“Ben babayım ya!” dediğiniz anı hatırlıyor musunuz? Eşinizin hamile olduğunu öğrendiğiniz an mıydı yoksa çocuklarınızın doğduğu an mı?

Eşimin hamile olduğunu öğrendiğim an, donup kalmıştım. Sonra da kalkıp elini sıkmış, tebrik etmiştim. Bu duruma eşim de çok şaşırmıştı. “Ne bu? Yabancı biri gibi davranıyorsun” demişti. Ama inanın o şaşkınlıkla ve baba olacağım duygusuyla ne yaptığımı şaşırmıştım. Baba olduğumu hissettiğim an, doğumdan çıktıkları andı. Onları ilk gördüğümde titriyor ve ağlıyordum.

Nasıl bir babasınız? Çocuklarınıza vermek istediğin temel değerler neler? Birlikte en çok ne yapmayı seviyorsunuz?

Aslında nasıl bir baba olduğumu oğlanlara sormak lazım. Hatta bu soruya cevap verirken, onları yanıma çağırıp sordum: “Ben nasıl bir babayım?” İnanın her ikisi de “Güzel” diye bir cevap verdiler. Çocuklarıma en çok vermek istediğim şey, merhametli biri olmaları. Çünkü bir toplum merhametini kaybederse, insanlığını da kaybeder. Birlikte sinemaya gitmeyi seviyoruz. Onların sayesinde inanılmaz çocuk filmleri izledim.

Çocuklarınızla ilgili hayalleriniz neler? Mesela hangi mesleği yapacaklarını düşünüyor musunuz?

Vallahi pek hayal kurmamaya çalışıyorum. Çünkü acele etmeyi sevmiyorum. Onların büyüdüğünü düşündüğüm bazı zamanlar, kendimi yaşlı ve huysuz bir ihtiyar olarak görüyorum. Bu yüzden acele etmiyorum. Anı yaşamayı daha çok seviyorum. Ayrıca hemen büyüyecekler de ne olacak? Mesleklerine gelince… İnanın su akıp yatağını buluyor. Çocukken bana “Yazar olacaksın” deselerdi herhalde gülüp geçerdim. Gelecekte hangi mesleği yapacaklarını bilmiyorum ama onlara şimdiden kazandırdığımız iki şey var; müzik ve spor.

Ortaya çıkan krizleri nasıl çözüyorsunuz? Diyelim ki kavga ediyorlar, tartışıyorlar, ufak tefek kıskançlıklar oluyor. Bu durum size nasıl yansıyor?

Doğrusu bu konuda bana pek fazla iş düşmüyor. Çünkü evde çok baskın bir anneleri var. Eşim Ayşen pozitif bir karakter olduğu için, çocukları da öyle yetiştirdi. Bir sorun olduğunda, iki kardeş kendileri halletmeye çalışıyor.

Yazarların az çalıştığı zannedilse de çok emek, zaman isteyen bir uğraşınız var. Kimi zaman çocuklarından uzunca süreler ayrı kalmanız gerekiyor sanırım. Bu gibi durumların üstesinden nasıl geliyorsunuz? Çocuklar bu uzun ayrılıkları sorun ediyor mu?

Ne yazık ki yazarlık demek yalnızlık demektir. Ben de romanlarımı yazdığım dönemde evden ayrılıp başka bir evde yalnız yaşıyorum. Eskiden bu durum çocukları pek etkilemiyordu. Çünkü çok küçüklerdi, anlamıyorlardı. Ama şimdi büyüdüler ve benimle birlikte olmak istiyorlar. Ben de şimdi bu ayrılık zamanlarını elimden geldiğinde kısaltmaya çalışıyorum.

Kitaplarınız aşk, ilişkiler üzerine. Günümüzde ya da geçmişte yaşanan aşkları günışığına çıkarıyorsunuz. Çocuklarınızın yazı ile ilişkisi nasıl?

Vallahi ikisi de yaratıcı çocuklar. Şimdiden kendi hikayelerini yazmaya başladılar. Hatta ufaktan ufaktan hikaye kitapları yazıyorlar bile. Hatta Kaan ilk kitabını yazdı. Adını da, ‘Ceren İle Aşk’ koydu.

Çocuklarınız en çok hangi özellikleriyle, sözleriyle sizi şaşırtıyor?

Çocuklarıma baktığımda beni gururlandıran en önemli şey, ikisi de bu yaşta karakter olmayı becermişler. Çünkü bu coğrafyada yaşayan birçok insan tip, karakter değil. Karakter olan insanları daha çok seviyorum. Hele bu kendi çocuklarınsa, daha bir gurur duyuyorum. Sözlerine gelince… Her ikisi de birer Google gibi. Birçok şeyi Google’a değil onlara soruyorum artık.

Baba olmadan önceki ve sonraki Sinan’ı tanımlayan sözler, ifadeler değişti mi?

Bir kere ağlak bir adam oldum. Duygusal bir adam oldum. Daha çok merhametli bir adam oldum.

Uzmanlar, anne babalarımızın bize yaptığı ebeveynliğin bizim de ebeveynlik tarzımızı belirlediğini söylüyor. Kendinizde babanızın ebeveynlik izlerini görüyor musunuz?

İncil’de bir ayet var. O ayet der ki: “Babaların günahlarını evlatları çeker.” Elimden geldiğince günahkar biri olmamaya çalışıyorum ki, evlatlarım da benim işlediğim bu günahların faturasını ödemesin. Tabii bizim dönem ‘bulamaç’ dönemiydi. Şimdiki çocuklar ise ‘Aptamil’ dönemi. Yani bizim kuşaktan daha zeki ve güzeller. Ben elimden geldiğince bizim dönemin kültürünü içimde bastırmaya çalışıyorum. Çünkü bizler babalarımızla kaş-göz işaretiyle anlaşırdık. Ama şimdiki çocuklarımızla yüz yüze konuşuyoruz, onları sevip kokluyoruz.
​​

Uzmanlardan başlamışken oradan devam edelim. Oyun terapisinin kurucusu sayılan Prof. Byron Norton, “Biz ebeveynlik tarzımızla beş kuşak sonrasına etki ediyoruz. Yani en az 150 yılı etkiliyoruz” demişti. Bu ifade sizde nasıl bir duygulanıma yol açtı?

Ben de bu görüşe katılıyorum. Çevremdeki çocuklara baktığımda onların anne ve babalarını görüyorum. Tıpkı belli bir süreden sonra karı-kocaların birbirine benzediğini gördüğüm gibi.
Babalıkla ilgili “Asla yapmam” ve “Asla yapmaktan vazgeçmem” listelerinizde neler yer alıyor?
Ben hayatı boyunca “Asla yapmam” diyen insanlardan hep korktuğum için, “Asla yapmam” söylemini hayatımdan çıkarmış bir insanım. Ayrıca şöyle de bir gerçek var: Bir cesedi bile toprağa koyuyorsunuz, ceset bile değişiyor. Bugün asla dediğiniz bir şey, yarın sizin yapmam dediğiniz listeden düşebilir.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 − two =