Okul dediğin VIII – Güvenlik, itimat, emniyet

Okula giden çocuklar

Çocuğunuzun okulda güvende olduğundan emin misiniz? Bir kaza geçirmeyeceğini, hastalanmayacağını, okulda kötü alışkanlıklar edinmeyeceğini, okul kapısı önünde başına bir iş gelmeyeceğini garanti edebilir misiniz? Böyle bir teminat vermek mümkün müdür?

Hayır. ‘Bizim okulda böyle şeyler olmaz’ diyen, yalan söyler. Her an, her yerde olduğu gibi okulda da beklenmedik, tatsız şeyler olabilir ve bunların bir kısmı sizin çocuğunuzun başına gelebilir…

Güvenlik, güvenilirlik ve emniyet söz konusu olduğunda aranması gereken bunların temin edilmesi değildir. Çünkü dünya üstünde çocuk için yüzde yüz güvenli hiçbir yer yoktur. Asıl önemli olan güvenliğin, itimadın ve emniyetin sarsıldığı durumlarda ne yapıldığıdır. Can sıkıcı olmak pahasına birkaç örnekle konuyu daha açık hale getirelim ki, testi kırılmadan önlemimizi alabilelim.
Olmasını dilediğimden değil, ama ‘ya olursa?’ diye düşününce aklıma felaket senaryosu gibi bazı durumlar geliyor. Ne demişler, “sen işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına”. Örneğin çocuğunuz okulda arkadaşları ile şakalaşırken kazara merdivenlerden düşmüş. Bacağı kanıyor, başını da fena çarpmış. Ağlıyor… Arkadaşları başına toplanmış…
Siz işyerinde, evde, belki şehir dışında hatta yurt dışındasınız. Çocuğunuzu hemen oracıkta sarıp sarmalayamayacaksınız. Zaten bütün gün okulun bekleme salonunda oturmayacağınıza göre, böyle bir kazada olaya hemen müdahale etme şansınız da yoktur.
Peki, çocuğunuzu emanet ettiğiniz okul yetkilileri bu kazayı önleyemez miydi? Alabilecekleri birtakım tedbirler vardır elbette ve hemen her okulda bunlara özen gösterilir. Mesela neredeyse tüm okullarda, ister ilköğretim okulu olsun ister lise, teneffüslerde öğretmenler koridorlarda, bahçede ve öğrencilerin ders arasında bulunabileceği her yerde nöbet tutarlar. Öncelikle buna dikkat edin. Çocuğunuzu emanet etmeyi düşündüğünüz okulda öğretmenler nöbet tutuyor mu? Bu çok önemli. Çünkü yukarıda örneklediğime benzer bir kaza gerçekleştiğinde iş çocuğunuzun arkadaşlarına (yani onunla aynı yaştaki ve tecrübesiz gençlere) veya katları temizleyen müstahdeme düşmemelidir. Olay karşısında paniğe kapılmayacak, çocuğunuzu uygun şekilde koruma altına alacak yetkili ve deneyimli bir yetişkine ihtiyaç vardır. Bu da görevlilerin, öğrencilerin, yöneticilerin ve eğitimcilerin yaşadığı okulda öğretmenden başkası olamaz.
İkinci olarak okulda bir sağlık görevlisi var mı? En azından deneyimli bir hemşire bulunuyor mu? Tabii bir okul doktorunun gün boyu binada hazır bulunması tercih sebebi. Merdivenlerden düşerek yaralanan çocuğunuza ilk müdahaleyi aklı başında bir sağlık görevlisinin yapmasını istemez miydiniz? Aslında okulların doktor ve/veya hemşire istihdam etmesi gerekir. Ama kentin çeşitli yerlerinde binası bulunan bazı eğitim kurumları bu zorunluluğu istismar ediyor kanımca. Bunların bir kısmı, ekonomik nedenlerden olsa gerek, sadece bir okulda doktor istihdam ediyor, diğerlerine genç hemşireler yerleştiriyor. Okul doktoru var mı, var. Ama sizin çocuğunuzun başına bir hal geldiğinde kendisi acaba o binada mı? Okulda öğrenci olduğu müddetçe sürekli görev yapan bir doktor ve hemşire bulunmalıdır. Bu husus, okul seçimi yapmadan yani kayıttan önce sormanız ve öğrenmeniz gereken şeylerin başında geliyor. Okulun yüzlerce öğrencisi olabilir ama sizin evladınız bir tane…

Benzer bir durumda, varsayalım soğuk ve yağışlı kış günlerinde çocuğunuz üşütmüş ve okuldayken ateşi çıkmış. Kaç yaşında olursa olsun, çocuğun sağlık durumu okuldaki sağlık görevlileri tarafından önceden bilinmelidir. Çocuğunuza herhangi bir ilaç vermeden evvel, ilgililer acaba öğrencinin herhangi bir ilaca alerjisi olup olmadığının farkında mıdır? Ateşi çıkan çocuğun, falanca ilaç verilip bir ders süresince revirde yatırıldıktan sonra yeniden sınıfa yollanması kabul edilebilir bir uygulama değildir. Baş ağrısı, öksürük, halsizlik ve benzeri bir şikâyetle revire gelen öğrenciye herhangi bir müdahale yapılmadan önce velisi aranmalı, durum bildirilmeli, onayı alındıktan sonra gerekiyorsa ilaç verilmelidir.
Bir öğrencimizin belli bir ağrı kesici ilaca alerjisi varmış. Tabii biz bilmiyorduk durumu. Nereden bilelim? Öğretmen olarak bizden ziyade okul hemşiresinin bu bilgiye sahip olması gerekirdi zaten. Okul doktoru yandaki ilköğretim binasında bulunuyordu. Bizim liselilere ise hemşire yeter diye düşünülmüş olsa gerekti. Ne var ki, kayıt esnasında veliye öğrenci adayının sağlık durumu ile ilgili ayrıntılı bir bilgi formu doldurtulmamış, dersler başladıktan sonra da herhangi bir sağlık taraması yapılmamıştı. Yani tüm çocukların sapasağlam olduğu varsayılmıştı.
Gelgelelim bir gün bu çocukcağız sınav stresinden olsa gerek, yazılıdan çıkar çıkmaz şiddetli baş ağrısı şikâyeti ile revire gitmiş. Hemşire hanım da gün boyu mahsusçuktan, yani yazılıdan kaytarmak için hastalanıp başına üşüşen diğer çocuklardan bunalmış haldeyken başı ağrıyan bir öğrenci daha gelince, söz konusu ağrı kesici ilacı kendisine içirip sınıfına yollamış. Bir ders sonra öğretmen arkadaş sınıftan alı al moru mor bir halde fırlamış, müdür yardımcısının odasına dalmış ve öğrencilerden birinin yüzünün şişmeye başladığını, çocuğun fenalaştığını söylemiş. Panik içinde öğrenci velisi aranmış, “hemen gelin, çocuğunuzu alın” denilmiş.
Anne apar topar okula gelmiş ve öğrenciyi hastaneye yetiştirmiş. Neyse ki çocukcağıza bir şey olmadı. Birkaç gün içinde iyileşip derslerine geri döndü.

Bulmaca dergilerinde ‘resimdeki üç hatayı bulun’ türünde bulmacalar çıkar. Biz de bu hadisedeki hataları bulalım. Öncelikle okulun hataları: Sorumluluğu üstlenilen öğrencinin sadece bir yıl önceki karnesi değil, sağlık durumu ile ilgili detaylı bilgiler de istenmeliydi veliden. Bu birinci hata. Sonra benim düşünceme göre, okulda hemşire değil doktor bulunmalıydı. Bu ikinci hata. Haydi, buraya kadar ihmali hoş gördüğümüzü farz edelim, öğrenciye herhangi bir ilaç verilmeden önce aranmalıydı velisi, çocuk hastalandıktan sonra değil! Ayrıca, “çocuğunuz alın” denmemeliydi telefonla aranan veliye. “Çocuğunuzu falanca hastaneye götürüyoruz, hemen oraya gelin” şeklinde bir yaklaşım daha yerinde
olacaktı. Ne yani, çocuk sağlamken okulun sorumluluğunda da, hastalanınca mesuliyet bitiyor mu?
Peki ya çocuğun velisi? Onda hiç mi hata yok? Elbette var! Çocuğunu bir okula teslim eden velinin binanın duvarlarının rengine, yerdeki mermerlerin cinsine ve bekleme salonundaki koltukların kalitesine bakmadan önce bu gibi şeylere dikkat etmesi gerekir. Orası otel değil ki, ortamın şıklığıyla, ihtişamıyla ölçesiniz kalitesini! Okulun eğitim ile ilgili uygulamaları kadar sağlık ile ilgili önlemleri de bilinçli bir velinin gözünden kaçmayacak kadar önemli konulardır.
Bir başka güvenlik konusu: Her isteyen kişi, elini kolunu sallayarak okula girebiliyor mu? Okul kapısında hiç değilse bir güvenlik görevlisi bulunuyor mu? Bu kişi masasının başında oturmaktan öte, içeri girmek isteyenlere kim olduklarını, kiminle
görüşeceklerini, ne maksatla okula geldiklerini soruyor mu? Esasen okul sınırları içinde öğretmenler, öğrenciler, yöneticiler, görevliler ve velilerden başka kimsenin bulunmaması gerekir. Hangi kötü niyetli kişinin, ne emellerle okula girmeye çalışacağını düşünmek bile istemezsiniz.
En hafifinden bir örnek: İlkokuldaydık. Arkadaşlarımızdan birinin annesiyle babası ayrılmış. Okulun haberi yok. Bir ara iki günün başı kızcağızın annesi okula gelir, çocuğu sınıftan alır giderdi.
Öğretmenimiz de “nasılsa anasıdır” diye düşünerek sanırım, öğrencisini teslim etmekte sakınca görmezdi. Meğer mahkeme çocuğun velayetini babaya vermiş. Yani anne, çocuğu okuldan alırken yasal açıdan “kaçırıyormuş”. Tüm bunları polisler okulumuza gelip ortalık karışınca öğrenmiştik.
Anlattığım, çocuğun hayatı açısından tehlike taşımayan bir örnek. Sınıfa ya da okula gelerek “ben falanca akrabasıyım” diyen ve gerçekte kim olduğu bilinmeyen bir kişiye çocuk teslim edilmemelidir. Bu nedenle giriş çıkışların denetim altında olup olmadığına dikkat etmelisiniz. Sadece öğrencilerin “okulu kırmasını” engellemek için değil, yani içeriden dışarıya hareketin değil, dışarıdan içeriye hareketlerin de sıkı bir kontrol altında tutulduğundan emin olunuz.

Örnek vermeyi sürdürelim. Bir okul düşünün ki, öğretmenler teneffüs saatlerindeki nöbetlerini tuvaletlerde geçiriyor olsunlar. Şimdi içinizden “Bu da nereden çıktı şimdi? Öğretmen neden teneffüste devamlı tuvalette dursun ki?” diye geçiriyorsunuzdur… Söz konusu okul bir liseyse bunda şaşacak bir şey yok maalesef. Öğrenciler sigara içmesin diye tuvalette nöbet tutmak, öğretmen dünyasının yadırganmayacak gerçeklerindendir. Acı gerçeklerinden…
Siz veli olarak durumu önceden bilseniz, çocuğunuzu böyle bir okula vermek istemezdiniz elbette. Ama nereden fark edecektiniz bu okulda sigara içen öğrenciler olduğu? Aslında iki seçeneğiniz var: Birincisi okulu tanımak için yapacağınız gezi, önceki sayfalarda anlattığım “veli kabul günü”ne denk gelecek. Bu durumda öğretmenlerin nerede nöbet tuttuğunu, ancak sizinki de sigaraya başlayınca, mesela o okula verdikten üç-dört ay sonra öğreneceksiniz. Bu seçeneği tercih eder miydiniz?

Okul koridorundaki kameraİkinci seçenek ise, uyanık ve bilinçli bir veli olarak okulu ders zamanı ziyaret etmeniz. Teneffüste koridorlarda, kantinde dolaşma talebinizi yetkililere bildirmelisiniz. Veli olarak sizi ders zamanı sınıfların bulunduğu katlardan uzak tutmaya çalışan bir okula güvenmemelisiniz. Çocuğunuzu böyle bir okula verdiğinizi düşünüyorsanız ne yapın edin okulun yaşadığı zamanı, yani ders zamanını gözlerinizle görün. Çünkü çocuğunuz adına (okul adına değil) güvenliğin, emniyetin tam olup olmadığını belirlemenin en sağlam yolu budur: Kendi gözlemleriniz. Üstelik böyle bir gözlemden sağlıklı sonuçlar çıkarmak için de eğitimci olmanız gerekmez. Bilinçli bir veli olmanız yeterlidir. Ama tabii, siz de evde sigara içiyorsanız okula edecek sözünüz kalmamış demektir.
Okul seçimi amacıyla yapacağınız bu keşif ve tanıma gezisine mümkünse çocuğunuzu da dâhil edin. Neticede yıllarını o binada, o ortamda geçirecek olan kendisi. Yıllar önce, ben ilkokulu bitirirken (o zamanlar ilkokul beş yıldı ve liseden önce üç yıl ortaokula
gidilirdi) babaannem beni kendi evlerinin yakınındaki bir okula vermek istemişti. Annemle babam da bu fikre sıcak bakmış olmalılar ki, babaannem elimden tutup beni okulu gezmeye götürmüştü bir gün. Neredeyse otuz yıl önceki bu deneyim hâlâ hatırımda. Okulun kocaman duvarları olan, pencereleri demirlerle çevrili dev binasını hatırlıyorum. Küçücük boyumla, olduğundan iki kat yüksek ve büyük görünmüştü her şey. Bize mihmandarlık eden kişi bir rahibeydi, çünkü bu bir yabancı okuluydu. Kapkara bir giysi vardı üzerinde rahibenin. Bir de daha önce hiç görmediğim türden bir şapkası. Son derece ciddi ve asık suratlı biriydi ya da bana öyle gelmişti. Ne kadar korktum, bilemezsiniz. Gıkımı çıkarmadan, babaannemin elini sıkı, sıkı tutarak dolaştım okulu. Gözlerim fal taşı kadar açılmıştı. Neden korktuğumu bilemiyorum…
Rahibelerin siyah giysilerinden mi, okulun soğuk ve loş koridorlarından mı, her yere sinmiş ciddiyet ve profesyonellikten mi… Kim bilir?
On yaşında bir çocuğun gözünden öyle görünmüştü. Şimdiki aklım olsa, başka türlü davranacağıma eminim ama o zaman günlerce gözyaşı döktüm, yalvardım, “ne olur beni oraya göndermeyin” diye. Çocukluk işte… Neyse ki bizimkiler fazla zorlamadı da, vaz geçip beni evimizin yakınındaki ortaokula verdi. Haberi duyunca nasıl rahatladığımı anlatamam. Bu yüzden belki, kırık dökük binasına, derslerin yarısının boş geçmesine yol açacak kadar düzensiz olmasına rağmen okulumu çok sevmiştim. Öğretmenlik
yıllarımdan buna benzer daha nice örnek var hatırımda. Bir sürü öğrenci yüzü geliyor gözlerimin önüne şimdi. Aileleri tarafından sevmedikleri bir okula yollanmış, derslerindeki başarısızlığın sebebini kendilerinde arayan cin gibi liseli gençlerin yüzleri…
Belki sizin çocuğunuz da, size ve aklı başında herkese çok iyi görünen bir okulu kim bilir hangi sebepten istemeyecektir. Çocuğu sizin tercihleriniz doğrultusunda zorlamaktansa, birlikte karar vermek daha uygun olur. Tabii tam teslimiyet de değil önerdiğim. Okulu seçecek olan sizsiniz. Yetkin ve yetişkin olan sizsiniz çünkü.
Üstelik bu okul seçiminden doğacak her türlü maddi ve manevi külfet de sizin omuzlarınıza yüklenecek. Ama hangi okulun seçileceği konusundaki kararı kesinleştirmeden önce çocuğun da fikrini almak, hem onu sevdiğinizi görmesini sağlayacak, hem de özgüvenini geliştirecektir. Siz de bu sayede hızla büyümekte olan çocuğunuzun tercihleri ve düşünce yapısı hakkında fikir edinmiş olursunuz.
Gelelim okulun yakın çevresine. Varsayalım çocuğunuzu vermeyi düşündüğünüz okul evinize yürüme mesafesinde. Yani servise yazdırmaya gerek yok. Ancak okulla ev arasındaki yol yoğun araç trafiği nedeniyle pek itimat telkin etmiyor. Çocuğunuz artık liseli olmuşsa tamam. Okulun diğer özellikleri de uygunsa, çocuğunuzu vermenizin bir mahzuru yoktur. Ancak ilköğretim çağındakilerin aklı, gözü çevredeki herhangi şeye kolayca takılabilir, dikkatleri çabucak dağılabilir. Caddeyi geçerken, kaldırımda yürürken
arkadaşlarıyla şakalaşması bile ciddi bir risk taşıyacaktır.
Eğer okulun tüm özelliklerinin beklentilerinize uygun olduğunu düşünüyorsanız, bu durumda çocuğunuzu okula güvenli bir şekilde götürüp getirmek size düşecek. Yıllarca öğretmenlik yapmış biri olarak size tavsiyem 10 – 12 yaşından küçük çocukları
okul yolunda bile olsa yalnız bırakmamanız. Hele büyük şehirlerde…
Eğer yaşam koşullarınız çocuğunuzu her sabah okula götürmeye ve her akşam okuldan almaya elvermiyorsa servisle gidip geleceği bir okulu tercih etmeniz yerinde olacaktır. Evet, uzaktaki okul iyi bir seçim değildir ve çocuğun okula yürüyerek gidip gelmesi en sağlıklısıdır. Ancak güvenlik pahasına değil.
Okulun konumu ve yeri ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken bir nokta da okul çıkışlarında çevrede olup bitenlerdir. Okulun kapısında bekleyenlerin tümü veli mi? Yakın çevrede ya da okul – ev yolu üzerinde çocuğunuzun kötü alışkanlıklar edinmesine
yol açabilecek mekânlar, kişiler bulunuyor mu? Bunları da ancak gözlemleyerek tespit edebilirsiniz.

okulun kapısındaki çocukÖzetle, güvenlik konusunda üzerinde durulması gerekenler şunlardır:
• Herhangi hastalık veya yaralanma durumunda okul yetkilileri ne yapacaklar? Çocuğunuzun sağlık durumuna ilişkin detaylı bilgiye sahipler mi? Çocuğun eğitimi ile ilgili olmayan (mesela sağlıkla ilgili) bir konuda önce sizden izin ve onay istemelidirler.
• Okulda tam zamanlı olarak çalışan bir doktor ve hemşire var mı? Bu kişiler çocuklar ve ergenlerle çalışma deneyimine sahip mi? Yoksa küçücük çocuklara nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgisizler mi?
• Okul yakınında bir sağlık kuruluşu bulunuyor mu? Okul çevresindeki trafik sıkışıklığı bu sağlık kurumuna ulaşmayı zorlaştırıyor mu? Okul yakınındaki hastaneye giden yollar günün hemen her saati tıkalıysa bunun bir faydası olmayacaktır.
• Sadece okul yöneticilerinin değil, sağlık görevlilerinin de sizinle temas kurabilmesini sağlamalısınız. Telefon numaralarınız revirde kayıtlı mı? Bu kayıtlar düzenli tutuluyor mu? Güncelleniyor mu? Örneğin iki ay önce taşındığınız eski evinizi mi arıyorlar acil bir durumda?
• Okula giriş çıkışlar ciddiyetle denetleniyor mu? Elini kolunu sallayan herkes okula girememelidir.
• Okul yolu güvenli mi? Sadece trafik yoğunluğunu dikkate almayın. Çevredeki mekânlar ve kişiler çocuğunuzun temas kurmasında bir sakınca olmayacak türden mi? Zaman ayırmaya ve dikkatle gözlemlemeye değecek kadar önemlidir bu ayrıntılar.
• Öğrenciler arasında kötü alışkanlıklar edinmiş olanlar var mı? Varsa bile bunların sayısı, öğretmenlerin tuvalette nöbet tutmasına yol açacak kadar fazla mı?
• Sizce uygun olan bir okul, çocuğunuzun da severek gideceği bir yer mi? Onun da fikrini almaya, itiraz ediyorsa ikna etmeye çalışınız. Çocuk o okulu kesinlikle istemiyor ve mesele büyüyorsa başka bir okul üzerinde düşünmeye başlamalısınız.

  • Anne babaların aklında dönüp duran soru “En iyi okul hangisi?”. İşte bu sorunun cevabını bulmada size yol gösterecek satırlarla baş başasınız… Öğretmen ve çevirmen Beril Devlet’in kaleme aldığı Okul Dediğin –Çocuğunuz için Uygun Eğitim Ortamını Bulma ve Oluşturma Kılavuzu adlı kitap, onlarca soruya cevap niteliğinde… Yazarın izni ile parçalar halinde yayınladığımız kitabın bölümlerine şu linklerden ulaşabilirsiniz.
  1. bölüm “Bizim zamanımızda bu imkanlar olsaydı
  2. bölüm “Uygun eğitim ortamı”.
  3. bölüm “Nasıl bir okul?” 
  4. bölüm “Uzaktaki okul“,
  5. bölüm “Terbiyeli çocuk, eğitimli çocuk
  6. bölüm “Eğitim ortamının çelişkileri
  7.  bölüm “Bir maniniz yoksa annemler okulunuzu ziyaret edecekti
  8. bölüm “Güvenlik, itimat emniyet” ,
  9. bölüm “Okul nasıl yönetiliyor?
  10. bölüm “Müfredat ve ders programı
  11. bölüm  “Öğretmenim canım benim!”
  12. bölüm “Beklentiler, beklentiler

BERİL DEVLET HAKKINDA:

Beril Devlet, 1971’de İstanbul’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını da aynı üniversitede tamamladı. 1992 yılından itibaren çeşitli üniversiteye hazırlık dersanelerinde ve özel liselerde Tarih öğretmeni olarak görev yapmıştır. Öğretmenliği bir tür yaşam koçluğu olarak algılayan yazar, bu kitapla eğitim dünyasının tüm aktörlerine deneyimlerini, düşüncelerini ve önerilerini açmaya başlamıştır. Öğretmenliğin yanı sıra kitap çevirisiyle de uğraşan yazarın yayımlanmış iki çevirisi bulunmaktadır. İngilizce ve Tatarca bilen Beril Devlet, evlidir

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 + 6 =