Okul dediğin VI – Eğitim ortamının çelişkileri

okul ve eğitim hakkında kelime bulutu

Milli Eğitim Bakanlığı, ister özel olsun ister devlet, tüm okullarda uygulanması gereken müfredat programını belirlemiştir. Ana sınıfından lise sona kadar her sınıf seviyesinde okutulacak dersler ve içerikleri bellidir ve tüm okullarda bu ilkelere uyulur. Ancak bazı okullarda, en çok da özel okullarda, bir fark yaratabilmek adına bu ilkeler değişik biçimlerde uygulanabiliyor. Kurallar ve kanunlar dâhilinde yapılan kimi farklı uygulamalar çocuğunuzun geleceğinde belirleyici olacağından, dikkatle incelenmeyi hak ediyor. İleride bu konuya bir başka açıdan tekrar yaklaşacağız.

Ancak şimdi çocuğunuzu vermeyi düşündüğünüz okulların birbirlerinden ne gibi farklarla ayrılabileceğine bakalım.
Eğitim ortamını oluşturan unsurların aile – çevre – okul üçlüsünden oluştuğunu belirtmiştik. Bu noktaya kadar aile ve çevre ile ilgili değişkenlerin tümüyle velinin kontrolünde olduğunu söyledik ve hemen okul seçimi ile ilgili ayrıntılara yöneldik. Aslında
birbiriyle çatışmaz gibi görünen bu üçü yapısal farklarla birbirinden ayrılabilir mi? Yani çocuk evde başka, kaydedildiği okulda başka bir yaşam felsefesine göre eğitilirse ne olur?
Özellikle ilkokula yeni başlayacak olan öğrencilerin aileleri arasında sıkça tartışılan konulardan biri de budur: Ya okul ailemizinkinden farklı bir dünya görüşüne sahipse? Böyle bir farklılık çocuğun gelişimi için son derece tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Nasıl mı?
Örnek olarak aktaracağım, biraz ileri yaş grubuna dair bir anı. Dershane öğretmeni olarak çalıştığım yıllardı. Yaşadıklarını burada konu edeceğim öğrencimiz sosyal bilimlere ve görsel sanatlara ilgi duyan, uzun saçlı, küpeli, gitar çalan, analitik düşünme becerisi gelişmiş bir genç. Liseyi bitirdiği yıl istediği bölümü tutturamayınca üniversite giriş sınavına yeniden hazırlanmaya karar vermiş, dershaneye kaydolmuş. Her ikisi de öğretmen olan anne babası kıt kanaat olanakları ile oğullarını okutmaya çalışıyor. Delikanlı derslerinde gayet başarılı, deneme sınavlarında hep sınıfın birincisi oluyor. Sonunda haziran ayında girdiği ÖSS’den iyi bir puan alarak bir başka şehirdeki üniversitenin en çok istediği bölümünü kazanıyor. Buraya kadar her şey yolunda.
Aylardan ekim. Dershanedeki tüm öğretmenler yeni öğrencilerimizle gelecek senenin üniversite giriş sınavına hazırlanıyoruz. Geçen yılki öğrenciler artık zihnimizin gerilerine gitmiş. Sabahın erken saatinde, henüz ders başlamamışken sözünü ettiğim öğrencimiz
kapıdan içeri giriyor. Durumu tam bir felaket: Yüzü gözü yara bere içinde. Kolu kırık. Ağlamaklı ve yorgun bir halde, adeta yığılıveriyor öğretmenler odasındaki sandalyelerden birine… İlk anki paniği atlatınca neler olduğunu anlamaya başlıyoruz. Gittiği üniversitede farklı bir görüşü savunan öğrenciler bizimkinin uzun saçlı olmasına akıllarını takmış. Önce sözlü uyarılarda bulunmuşlar, sonra yurttaki odasının altını üstüne getirmişler. En sonunda aralarında kavga çıkmış ve bizimki adamakıllı hırpalanmış. Uğradığı bedensel tahribatın çok ötesinde bir psikolojik yıkımla gelmişti o gün yanımıza. Hayallerindeki okuldan bu şekilde ayrılmak zorunda kaldığı ve anne babasına durumu nasıl anlatacağını bilemediği için üzgün, kırgın ve küskündü. Onun bu hali, aradan onca yıl geçmesine rağmen gözümün önünden gitmiyor…
İlköğretim ve lise çağlarında bu gibi uç örneklere, neyse ki pek rastlanmıyor. Ancak çocuğunuzu vereceğiniz okulu bu açıdan da incelemenizde yarar var kanımca. Bir veliden dinlediğim öyküyü aktarayım son örnek olarak: Aralarından birinin çocuğu için uygun okul arayan iki anne binanın kapısından giriyorlar. Kayıt ve bilgilendirme işlemlerinin yapıldığı salon çok kalabalık olduğu için veliler bekleme odasına alınıyor. Yanlarına gelen
hizmetli “Ne içersiniz? Çay, kahve?” diye soruyor ve cevabı beklemeden “Bizim okulumuz nur kokar” sözleriyle kurumunu övmeye başlıyor. Okul ortamının kendi hayat görüşlerine uygun olmadığı kanısına varan veliler binadan aceleyle ayrılıyorlar.
Bir sonraki bölümde okulun ne zaman ziyaret edilmesi gerektiği ayrıntılı şekilde açıklanacak. Bu ziyaretiniz sırasında okul idarecilerinden öğretmenlere, temizlik görevlilerinden velilere herkese “alıcı gözle” bakınız. Giyim kuşamları, konuşma biçimleri,
seçtikleri sözcükler size okul hakkında önemli ipuçları verecektir. Özellikle de müstahdemlerin giyim kuşamı ile ilgili standart bir uygulama olmadığı için, bundaki yaklaşımın okullar arasındaki farkları belirlemede işlevsel bir rol oynayacağını belirtmeliyim.
Gözlemlerinize ek olarak yetkililere, okulda hangi önemli gün ve haftaların kutlandığını da sorunuz. Bunlar arasında milli bayramlar olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve benzerleri var mı? Milli bayramların dışında hangi kutlama ve anma törenleri yapılıyor? Örneğin çevre günü, yaşlılar haftası öğretmenler günü ve benzeri kutlamalar yapılıyor mu? Yoksa sizin daha önce adını bile duymadığınız
konular hakkında etkinlikler mi düzenleniyor?
Okulda ailenizin ve çevrenizin hayat görüşüyle çelişen bir eğitim politikası izleniyorsa, biliniz ki bu uçurum öncelikle çocuğunuzu yutacaktır. Eğitim ortamını oluşturan aile – çevre – okul üçlüsünün tümü aynı dili konuşmalı, benzer hedefler göstermelidir.
Çocuğunuzun başarılı bir geleceğe aynı anda farklı yollardan yürüyerek ulaşmasını bekleyemezsiniz.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + 17 =