Okul dediğin III – Nasıl bir okul?

Küçük bir çocuk elindeki tebeşirle okul tahtasına resimler çiziyor. Tahtanın üzerinde matematik işlemleri ve resimler var.

Çoğu veli “hangi okul?” sorusunun yanıtını genellikle içgüdüsel eğilimlerle veriyor. Birtakım okulları dolaşıp, broşürler toplayıp, okul idarecileriyle görüşüp gözlerine kestirdikleri okula kaydettiriyorlar çocuklarını. Bu şekilde verilen karar baştan aşağı yanlıştır demiyorum. Ama kesinlikle eksiktir ve eğitim sürecinin bir yerinde size sorun olarak geri dönecektir.

Örneğin çocuğunuz üşütüp ateşlendiğinde onu mutlaka bir doktora gösterirsiniz, değil mi? Gerekli tedavinin yapıldığından emin olur, ilaçlarını düzenli şekilde almasını sağlarsınız. Ne de olsa çocuğunuzun sağlığı söz konusundur. Dikkatli bir seçim yapmak istemeniz son derece doğal.
Onu erişebildiğiniz en iyi doktora, en donanımlı hastaneye götürürsünüz. Peki, doktoru, hastaneyi neye göre seçersiniz? İçgüdülerinize göre mi? Çevredekilerin tavsiyeleri doğrultusunda mı? Yoksa hastane binasına, odaların şıklığına ve dekorasyon tarzına mı bakarsınız? Belki fikrine değer verdiğiniz birilerinin önerileri oraya gitmeniz için yeterli olacaktır. Hatta derli toplu, şık bir hastane binası, doktor muayenehanesi ilk bakışta huzur verici gelecektir. Ancak uygulanan tedavi işe yaramazsa, çocuk bir türlü iyileşmezse eminim bir daha adımınızı atmazsınız o kapıdan içeri. Kısacası asıl tercihi denedikten sonra, güvendikten sonra yaparsınız.

Bir anne çocuğunu okul servisine götürüyor.Ama ya okul seçerken? Denemeden nasıl bir okul olduğunu bilemeyecek misiniz? Her yıl başka bir okula mı vereceksiniz çocuğu. “Bu iyi çıkmadı, seneye şuraya verelim” diyemezsiniz. Eğitim devamlılığı olan bir süreçtir. Ancak falanca şurup kesmezse öksürüğü, bir hafta on gün sonra bir başkasına geçebilirsiniz. Okul seçmek, doktor seçmekten bile daha fazla dikkat isteyen bir karardır. Ne büsbütün içgüdülerinize dayanmalısınız bu kararı verirken, ne de çevredekilerin o okulla ilgili görüşlerine. Bunların yanına çok önemli bir unsuru daha eklemeniz gerekiyor. O okul hakkında içeriden bir görüşle bilgi verecek bir uzmanın, bir öğretmenin tarafsız fikrini.
Bir de okulun izlediği eğitim politikası meselesi var tabii. Acaba çocuğunuzu vermeyi düşündüğünüz okullardan hangisi ya da hangileri sizin dünya görüşünüzün dışında bir eğitim anlayışına sahip? Nereden anlayacaksınız?
Okul yetkilileri “bizde şu eksik” demeyecektir, doğal olarak. Çünkü belki de sadece sizin çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır okulun yapısı. Ya da çocuğunu yahut bir akrabasının çocuğunu o okulda okutan kişi de durumu gereği “aman çok kötü okul, sakın vermeyin sizinkini oraya” demez. Ne de olsa olayın taraflarından biridir kendisi de. Peki ya okulda çalışan öğretmenler? Onlar size bu bilgileri sağlıklı şekilde verecek mi? Elbette hayır. İşlerini kaybetmek istemiyorlarsa çalıştıkları okulun eksiklerini dile getirmezler, değil mi?
O halde ne yapmalı? Kime ve neye kulak vermeli? Hangi bilgi güvenilir, hangisine şüpheyle yaklaşmak gerekir? Tam da bu noktada basit ama işlevsel bir liste sunacağım size. Çocuğunuz için uygun eğitim ortamını yaratırken en önemli unsuru, yani okulu seçerken şunlara dikkat etmeniz bence yararlı olur:
1. Okul ile evinizin arasındaki mesafe ne kadardır? Yani okul çok uzakta mı?
2. Okulu gezmek için en doğru ziyaret zamanı nedir? Bu ziya¬ret sırasında nelere dikkat etmeli?
3. Okul binası, okul ortamı güvenli, emniyetli ve korunaklı mı?
4. Çocukların teneffüs saatlerinde koşup oynayabilecekleri, fazla enerjilerini atacakları güvenli ve temiz bir okul bahçesi var mı?
5. Okul temiz ve bakımlı görünüyor mu? Katlardaki panolar öğrenci elinden çıkamayacak kadar muntazam mı düzenlenmiş?
6. Okul müdürünün odasında nelere dikkat etmeli?
7. Öğretmenlerin genel profili nasıl? Öğretmenden duyacağı¬nız hangi sözler sizi endişelendirmeli?
8. Derslerin günlük ve haftalık toplam saatleri ne kadar?
9. Sosyal etkinlikler (spor, sanat faaliyetleri gibi) ders progra¬mında ne kadar yer tutuyor?
10. Sınavlar ortak mı, yoksa her sınıfa ayrı sınav mı yapılı¬yor?
11. Ne sıklıkla veli – öğretmen görüşmeleri yapılıyor?
12. Okulun spor salonu, tiyatro salonu, dil ve fen laboratuar¬ları, teknolojik donanımı ne durumda? Mesela her sınıfta bilgisayar var mı? Yoksa öğrencilerin ortaklaşa kullandığı bir bilgisayar odası mı ayrılmış?
13. Başarılar ödüllendiriliyor mu?

Bir grup çocuk okulda fen bilgisi dersinde deney yapıyor.Tüm bunları araştırmaya başlamadan, herhangi bir okulu ziyaret etmeden önce çevrenize dikkatli bir gözle bakıp, çok değerli tespitler yapmanız mümkün. Nasılsa evinizin çevresinden günün belli saatlerinde birçok okul servisi geçiyordur. Araçların üzerinde hangi okulun öğrencilerini taşıdığı yazdığına göre, o okul hakkında bilgi edinmek için bu fırsatı kullanabilirsiniz. Bu gözlem sırasında hem okulu hem de çocuğunuzun eğitim sürecinden beklentilerinizi değerlendirme imkânınız olacak.
Önceki gün birazdan size ayrıntılarıyla tavsiye edeceğim türden bir gözlem gezisi yaptım. Evimizin bulunduğu semtin sokaklarındaki görüntülerden okul ve eğitim dünyasının izini sürmeye çalıştım. Burada sizlere ‘şu şudur, bu budur’ demeye kalkışmadan evvel durumu gözlerimle görmeliyim diye düşündüm. Sabah saat 7.00 sularında evden çıktım. Eşofmanlarımı üstüme geçirip kendime ‘sağlıklı yaşam insanı’ süsü vermeyi de ihmal etmedim. Ama yürüyüşümün ne kadar sağlıklı (!) olacağını az sonra görecektim.
Apartmanın kapısından çıkar çıkmaz soluduğum kesif egzoz kokusu genzimi yaktı. Bulgu bir: Sabahları hava berbat oluyor. Niye acaba? Okul servislerinin kullandığı ara yola saptım. Hemen her binanın önünde iki – üç öğrenci bekliyor. Bulgu iki: Amma da çok öğrenci varmış buralarda. Birkaç gözlem gezisi için başka muhitlere gittiğimde bu bulgu tekrar, tekrar teyit edildi. Sabahları her semtte kapı önünde servis bekleyen öğrenciler görmek mümkün.
Az sonra hava kirliliğinin nedenini anlamıştım bile! Çünkü onlarca okul servisi yolları tıkamıştı. Kaldırım kenarına park etmiş araçlar yüzünden birbirlerinin yolunu kesmiş, dar sokakta ilerleyebilmek için adeta kuyruğa girmişlerdi. Dikkatimi servis araçlarından öğrencilere yönelttiğimde suratımın orta yerine okkalı bir tokat yemiş gibi irkildim. Çocuklar yorgun, çocuklar bezgin, çocuklar yılgın… Böyle görünmeyenler de tuhaf bir biçimde enerjik. Sağa sola koşuşuyor, etraftaki arkadaşları ile itişip kakışıyor.
Öğretmenlik yaptığım seneler boyunca bu garibanları ayılsınlar, uyansınlar, toparlansınlar, kafaları işlesin diye ne kadar zorladığımı hatırlayıp neredeyse kendimden utandım. Biraz vicdanı olan, bu çocukların her birinin elinden tutar, sıcak yatağına götürüp yatırır oysa: “Uyu çocuğum. Dersin başlamasına daha iki saat var.”

Derste canı sıkılmış bir çocuk var. Başının üzerinde bir yağmur bulutu çizilmiş.Kafam karışmıştı. Evet, ders zili hemen her okulda aşağı yukarı 8.30 – 8.45 gibi çalıyor. Ee, o zaman bu yavrucakların sabahın altı buçuk yedisinde ne işi var yollarda? Servis araçlarının üzerindeki okul adlarını aklımda tutarak, bir saatlik hüzünlü yürüyüşün ardından eve döndüm. Saat sekiz olmuştu ve sokakta öğrenci veya servis namına bir şey kalmamıştı bile. Hemen internette okulların adreslerine baktım. Bir de ne göreyim! Kimisi trafiğin yoğun olmadığı zaman arabayla bir saatlik mesafede, kimisi de on beş, hadi bilemediniz yirmi dakikalık mesafede ama o semtte trafiğin yoğun olmadığı bir vakit yok.
Demek ki bu zavallı çocukların anne babaları onları uzaklara ya da trafik karmaşasının içine yolluyorlardı okusunlar diye. Peki niye? Yaşadıkları semtte okul mu yoktu? Sözünü ettiğim mekânlar Anadolu’nun uzak köyleri değil, İstanbul’un göbeğinde! Sabah altı otuzda güç bela uyandırılıp, ağzına belki bir – iki lokma kahvaltılık dahi atamadan bu çocukları yollara dökmenin nedeni ne? Cevapları duyar gibiyim. “Ama o okul için iyidir diyorlar.” “Ama iyi bir eğitim alması için avuç dolusu para harcıyoruz biz.” “Ama nasılsa üniversiteye gideceği zaman öğrenecek uzun yolu, trafiği.” “Ama biz onun için her şeyin en iyisini istiyoruz.” Acaba?

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

three + 15 =