Okul Dediğin II – Uygun eğitim ortamı

Eğitim ortamını oluşturan aile – çevre – okul üçlüsünden belki de en önemlisine, en özeline daha yakından bakalım. Çocuğunuz için uygun bir eğitim oramı yaratmanızın başlıca koşulu onu ha¬yata hazırlayabilecek, yeterli ve işlevsel bir donanıma sahip olan “doğru” okulu bulmaktır.

Peki, nasıl bulacaksınız doğru okulu? Daha önce söz ettiğimiz gibi bir kuşaktan diğerine adeta miras kalmış ve şimdiye kadar cevabı bulunamamış gibi görünen şu soru hâlâ duruyor önümüzde: “Çocuğumu hangi okula versem?” Öncelikle, okulla ilgili asıl sorulması gereken “hangi okul” sorusu yerine “nasıl, ne gibi özelliklere sahip bir okul” olmalı.
Doğru okulu ararken attığınız her adım, karşınıza yeni soru¬lar çıkaracaktır. Her biri de yanıt bekler. Doğru okulu ararken karşınıza çıkacak sorular neler olabilir? Bakalım şunlar tanıdık gelecek mi?


İyi okul diyorlar, doğru mu?
• Acaba bizim dünya görüşümüze uygun bir eğitim politikası izliyorlar mıdır?
Bu okula gönderince üniversiteyi kesin kazanır değil mi?
• İyi öğretmen diyorlar, herkes çocuğunu onun sınıfına yazdırmaya çalışıyor. Sahiden iyi mi acaba?
Çocuğu serbest bırakıp kendi kararlarını kendisinin vermesine müsaade etsem mi?
• Yoksa çocuktur, aklı ermez deyip tüm kararları ve sorumlulukları üstlensem mi?
Bizimki daima elektronik aletlerle oynuyor, mühendis mi olacak acaba? Ama şarkı söylemeyi de seviyor. Yoksa sanatçı mı olacak?
• Öğretmeni dersi dinlemiyor, arkadaşları ile tartışıyor diye şikâyet ediyor, acaba sorunları mı var?
Hayat boyu ödevlerini mi kontrol edeceğim ben bunun?
• Çocuğuma okulu nasıl sevdirebilirim?
Öğretmeni “çok zeki, ama çalışmıyor” diyor. Çocuğuma evde bir türlü ders çalıştıramıyorum. Hâlbuki bütün imkânlar elinde. Ne yapmalıyım?
• Okul biraz uzakta, ama çok iyiyiymiş diyorlar. Versem mi acaba?

Bunlar neredeyse her veli toplantısında, hatta eş dost ortamında karşılaştıklarıma benzeyen, çocuk okutan ya da çocuğu okul yaşına gelen ailelerin yanıt aradığı türden sorulardır. Öğretmen olduğumu bilen ve kendilerine yol göstermememi isteyen hemen herkesin ortak bir kaygıyı dile getirdiğini biliyorum. Çünkü sohbet sonunda gelip şu soruya dayanır: Doğru mu yapıyorum?
Varsayalım çocuğunuzun ödevini yapmaması, arkadaşlarıyla iyi geçinmemesi ya da dersin düzenini bozacak davranışları yü¬zünden okula çağrıldınız. Ne yapacaksınız? Kusurlu olsun olmasın çocuğun tarafını tutup okul yöneticileriyle çatışacak mısınız? Yoksa okulu “eti sizin kemiği benim” mantığıyla her durumda tamamen haklı mı bulacaksınız? Doğru tavır hangisi? Sorunun nereden kaynaklandığını bulabilecek kadar bilinçli ve uyanık bir veli olmayı başarabildiniz mi? Sorun sahiden çocukta mı? Yoksa olaya farklı bir açıdan mı bakmanız gerekiyor? Hangi durumda itiraz etmeli, ne zaman eğitimcilerin telkinlerine uymalısınız? Sorun sayılabilecek durumlara örnek ister miydiniz?
Falanca sınıfın durumunun görüşüldüğü bir öğretmenler kurulunda bir öğrencinin hemen her derse ağzında çikletle girdiği, öğretmenleri ile bu konuda sürtüşme yaşadığı gündeme gelmişti.


Ben de, hem sınıf öğretmeni hem Tarih öğretmeni olarak aynı dertten mustariptim. Kurulda öğrencinin velisini okula davet etme kararı alındı. Sekretere bildirdim. Anne telefonla arandı, ertesi gün okula davet edildi. Kendisini müdür yardımcısının makam odasında karşıladık. Gördüğümüz manzara karşısında ne diyeceğimi bilememenin çaresizliğini yaşıyordum. Anne okul yönetimi ile toplantıya ağzında pabuç kadar çikletle gelmişti. Şimdi bu an¬neyle nasıl işbirliği yapacak, sorunu anlatmaya nereden başlayacaktık?
Bir başka sahne: Veli toplantısındayız. Karşımdaki baba şöyle diyor: “Falanca öğretmen çocuğuma daima ‘Hey, sen! Uzun! Gel bakalım tahtaya’ diye hitap ediyormuş. Sırt ağrıları yüzünden gittiğimiz doktor, sorunun sürekli kambur durmasından kaynaklandığını söyledi. Ama hocasına söylesem belki yanlış anlar. Şimdi ben ne yapacağım?” Güzel soru.
Haydi, bir tane daha: Okul yöneticileri ve öğretmenler genel kurulda. Falanca sınıfın disiplin sorunundan bahsediliyor ve tüm öğretmenler sınıfın ikiye bölünmesi görüşünde. Hemen her ders açısından sınıf iki farklı düzeyde 24 öğrenciden oluşuyor. Dersi, bilgisi zayıf öğrencilerin anlayacağı şekilde anlatınca konuyu bilenler gevezelik etmeye başlıyor. Alt yapısı daha güçlü olanlara göre anlatınca da diğerleri dersten kopuyor ve gürültü çıkarıyor. Bu yüzden sınıfın ikiye bölünmesi, hiçbir öğrenciyi incitmeden bulunabilecek en aklıselim çözüm. Özel okul yöneticileri bu öneriyi “12 kişilik iki sınıf kâr getirmez, hatta masrafını bile çıkarmaz” diyerek reddediyorlar. Ne yani, bağrış çığrış ders mi yapacağız bütün sene? Bu da bir başka güzel soru.
Eğitim ortamını oluşturan unsurların başında aile ve okul gelir. Öğrenci velisi sıfatı taşıyanların çocuğa örnek olmak gibi bazı sorumlulukları vardır. Yukarıda bahsettiğim çikletli annenin çocuğu için uygun bir eğitim ortamı oluşturmak adına hangi davranışını değiştirmesi gerektiğini açıklamaya, bilmem gerek var mı?
Ancak velilerin sorumlulukları yanında hakları da vardır ve çoğu kez bu haklarını nasıl kullanabileceklerini bilemezler. Örneğin çocuğuna sınıf içinde “Hey, sen! Uzun!” diye hitap edilen baba şikâyetçi olmakta haklıdır, hatta şikâyetçi olmaması düşünülemez. Bu gibi bir sorun yaşayan, yani herhangi bir biçimde çocuğuna yadırganabilecek adlar, lakaplar takılan her veli mutlaka okul yönetimine başvurmalı ve ilgililerin davranışının değişti¬rilmesini talep etmelidir. Çocuklar kimi zaman birbirlerine karşı acımasız olabilir, tuhaf şakalar yapabilir, lakaplar takabilirler. Zaten çocukların tüm davranışları istenildiği gibi olsaydı eğitim denen meşakkatli sürece, onca okula ve öğretmene gerek kalmazdı, değil mi? Bir öğretmenin bu nevi davranışlar sergilemesi hoş görülecek türden değildir. Velinin bu noktada eğitim sürecine karışması ve mesleği eğitimcilik olan birinden davranışını değiş¬tirmesini istemesi en doğal hakkıdır. Böyle bir durumda eğitim işine karışabilmek için eğitimci olmaya gerek yoktur.
Ancak mesleği eğitim olmayan veliler bakın bazen neleri “hak” olarak görebiliyorlar: Edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın başına gelen bir hadiseyi aktarayım. Aylardan mart. Yarıyıl tatili henüz bitmiş, ikinci sömestr başlamış. Öğretmenler odasına telefon eden okul müdürü edebiyat öğretmenini odasına çağırıyor. Arkadaşımın o saat dersi boş. Hemen iniyor idare katına. Müdürün yanında, yüzünden son derece sinirli olduğu anlaşılan bir öğ¬renci velisi oturmakta. Müdür ikisini tanıştırıp başbaşa bırakıyor ve odadan ayrılıyor. Anne hiç tereddüt etmeden sorular sormaya başlıyor:
“Siz edebiyat öğretmenisiniz, öyle mi?” “Evet. Buyurun, sorun neydi?” “Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Görevlerinizi neden çocukların sırtına yüklüyorsunuz bakayım?” “Anlayama¬dım. Nedir konu, açıklar mısınız?” “Bizim çocuğa iki yüz sayfa¬lık kitap okuma ödevi vermişsiniz yarıyıl tatili için. Doğru mu?” “Evet, bütün lise ikinci sınıflara verdik aynı ödevi.” “Oturup kendiniz okusanıza hanımefendi kitabınızı! Okuyun, öğrenin, sonra da anlatın çocuklara! Aldığınız parayı hak edin! Benim çocuğum nasıl okusun o kadar kalın kitabı! Ayıp değil mi bu yaptığınız? Biz tuğla kadar kitaplar okusun, yorgunluktan perişan olsun diye mi özel okula verdik evladımızı? Bütün tatil boyunca kitap okudu yavrucak!”
Şaka sandınız belki, ama maalesef gerçek… Velinin tavrın¬dan anlaşıldığına göre lise ikinci sınıfa gelen bu öğrenci her na¬sılsa hiç kitap okumamış, ya da en azından okudukları “kalın” kitaplar değilmiş. Edebiyat öğretmeninden çocuğuna kitap okut¬mamasını isteyen ve bunu şikâyet konusu yapan bu veli, eğitimin ne olduğu, neden gerekli olduğu konusunda bir kursa yollanmalı bence… Neyse ki bu kavrayış düzeyindeki veliler çok küçük bir azınlığı teşkil ediyor.

Eğitim ortamını oluşturan başlıca unsurlar okul, ev ve çevredir. Yetişmekte olan bir çocuk her üçünden edineceği bilgiler ve izlenimlerle kişiliğini, alışkanlıklarını, yeteneklerini ve eği¬limlerini biçimlendirecektir. Ev ortamı ve aile çevresi, anne baba olarak tümüyle sizlerin denetiminde. Ancak okul, bilinçli ve uyanık bir zihinle yapacağınız seçimin sonunda, olası birkaç okul arasından birinin tercih edilmesiyle belirlenecek. Okul sahibi ya
da müdürü değilseniz, çocuğunuzun eğitim ortamının çok önem¬li bir unsurunu belirleyen, biçimlendiren de siz olamayacaksınız demektir. O halde mevcutlar arasından birini seçerken çok özenli ve uyanık davranmanız gerekiyor.
Okul seçiminde üzerinde durmanız gereken başlıca hususları sıralamak gerekirse, uzaklık, temizlik, güvenlik, yönetim, eğitim, öğretime yaklaşım ve iletişimdir. Bunların ilk üçü fiziksel özellikler olarak adlandırılabilir. Diğerleri, yani yönetim, eğitim, öğretime yaklaşım ve iletişim ise okulun akademik vasıflarını oluşturur.
Çocuğunuz yazdıracağınız okul hangi özellikleri taşımalı? Çevrenizdeki velilerin, eş-dost ve aile fertlerinin bu konudaki görüş ve tavsiyelerine göre mi hareket etmelisiniz? Yoksa gözünüze kestirdiğiniz okul mudur çocuğunuz için en uygun eğitim ortamı acaba?

 

  • Anne babaların aklında dönüp duran soru “En iyi okul hangisi?”. İşte bu sorunun cevabını bulmada size yol gösterecek satırlarla baş başasınız… Öğretmen ve çevirmen Beril Devlet’in kaleme aldığı Okul Dediğin –Çocuğunuz için Uygun Eğitim Ortamını Bulma ve Oluşturma Kılavuzu adlı kitap, onlarca soruya cevap niteliğinde… Yazarın izni ile parçalar halinde yayınladığımız kitabın bölümlerine şu linklerden ulaşabilirsiniz.
  1. bölüm “Bizim zamanımızda bu imkanlar olsaydı
  2. bölüm “Uygun eğitim ortamı”.
  3. bölüm “Nasıl bir okul?” 
  4. bölüm “Uzaktaki okul“,
  5. bölüm “Terbiyeli çocuk, eğitimli çocuk
  6. bölüm “Eğitim ortamının çelişkileri
  7.  bölüm “Bir maniniz yoksa annemler okulunuzu ziyaret edecekti
  8. bölüm “Güvenlik, itimat emniyet” ,
  9. bölüm “Okul nasıl yönetiliyor?
  10. bölüm “Müfredat ve ders programı
  11. bölüm  “Öğretmenim canım benim!”
  12. bölüm “Beklentiler, beklentiler

BERİL DEVLET HAKKINDA:

Beril Devlet, 1971’de İstanbul’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını da aynı üniversitede tamamladı. 1992 yılından itibaren çeşitli üniversiteye hazırlık dersanelerinde ve özel liselerde Tarih öğretmeni olarak görev yapmıştır. Öğretmenliği bir tür yaşam koçluğu olarak algılayan yazar, bu kitapla eğitim dünyasının tüm aktörlerine deneyimlerini, düşüncelerini ve önerilerini açmaya başlamıştır. Öğretmenliğin yanı sıra kitap çevirisiyle de uğraşan yazarın yayımlanmış iki çevirisi bulunmaktadır. İngilizce ve Tatarca bilen Beril Devlet, evlidir

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − 13 =