Alerji ile yaşamın kitabını yazdı

Alerji ile Yaşam Derneği Kurucu Başkanı Özlem Ceylan, ülkemizde her 17 çocuktan birinde besin alerjisi görüldüğünü söylüyor.

Uzun yıllar moda ve hazır giyim sektöründe yönetici olarak görev yapan Özlem Ceylan’ın hem hayatı hem de kariyeri oğlunun dünyaya gelmesiyle bambaşka bir yöne evrilmiş. 2010 yılında zorlu bir hamilelik sürecinin ardından dünyaya gelen oğlu Efe’nin çoklu besin alerjisine sahip bünyesine iyi gelecekleri araştırırken çıktığı yolculukta önce Alerjik Anne bloguyla ulaşmış binlerce ebeveyne ardından da Alerji ile Yaşam Derneği’ni kurmuş. Halen derneğin başkanlığını yürüten Özlem Ceylan, Ebeveynus’un sorularını yanıtladı. Oğlu Efe’ye Aralık 2014’te “eozinofilik özofajit” teşhisi konulan Ceylan, “Besin alerjisi kaynaklı bu hastalıkta bağışıklık sistemi vücuda giren besinleri mikroplarla karıştırıp savaş başlatıyor ve bu savaşta aslında vücudun kendi organları zarar görüyor. Hastalığın şimdilik bilinen tek tedavisi kısıtlı bir diyet” dedi. İşte bir annenin, her anneye ilham verecek hikayesi…

1. Alerji modern çağın yaygın bir hastalığı olarak nitelendiriliyor. Sizin öykünüz ne zaman başladı? Oğlunuzdaki alerjinin farkına nasıl vardınız?
2010 yılında zor bir hamilelik süreci ile dünyaya gelen oğlum Efe, doğduğu andan itibaren beslenmeyi reddetme, kolik sancıları, uykusuzluk ve ağlama krizleri ile aslında bize yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Maalesef Efe 2,5 aylık olup kanlı dışkılamaya başlayana kadar onun da besin alerjisi olabileceğini ne biz ne de hekimler tahmin edebilmiştik. İnek sütü alerjisi teşhisinin konulması ile beraber hayatımız diyetle devam etmeye başladı.
Onu emzirdiğim süre boyunca süt ve süt ürünlerini hiç tüketmedim. Ancak Efe’nin şikayetleri devam ediyordu. Bu nedenle 9 ay boyunca tam 11 hekim gezdik. Alerjisi biliniyordu, diyetimiz hekimlere göre doğruydu ama Efe, sancılar içerisinde ağlıyor ve uyumayı reddediyordu. Bu süreçte ben de eşim de fiziksel yönden ve psikolojik olarak çok yorulduk. Her şeyden öte Efe mutsuz bir bebekti, dolayısı ile bizim ebeveyn olarak mutlu olmamız mümkün değildi. Nihayet 9. ayda tanıştığımız ve halen takibimizi yapan doktorumuz, Efe’nin sadece inek sütü değil çoklu besin alerjisi olduğunu tespit etti. Emzirdiğim süre boyunca diyetime devam ettim, onun ek gıda sürecinde de çok temkinli ilerledik.

2. Alerjiye yol açan besinlere dikkat ettiğinizde hayatınız yoluna girdi mi?
Yıllar içerisinde hem ben Efe’nin alerjisini yönetmekte daha çok ustalaşmıştım hem de onun bağışıklık sistemi birçok gıdayı tolere edebilecek şekilde olgunlaşmıştı. Maalesef 4 yaşında ilk kez antibiyotik kullanmak durumunda kaldı. Antibiyotiğe anafilaksi boyutunda tepki verince bizim için yıllardır oturttuğumuz düzen bir anda tepetaklak oldu. Önce klasik gizli reflü belirtileri baş gösterdi; gece diş gıcırdatma, yastığa salya akıtma, sabah ağız kokusu, sık hıçkırık, karında şişlik ve ağrı gibi… Bu süreçte doktorumuzun kontrolü ile bazı diyet değişiklikleri ve ilaç tedavileri uyguladık ancak Efe git gide kötüleşiyordu. Hızla kilo kaybetmeye başladı, kan değerlerinde ciddi düşüşler vardı. Bu nedenle doktorumuz iç organlarda bir kanama olabileceği şüphesi ile endoskopi kararı aldı ve Aralık 2014’te “eozinofilik özofajit” teşhisi konuldu. Besin alerjisi kaynaklı bu hastalıkta bağışıklık sistemi vücuda giren besinleri mikroplarla karıştırıp savaş başlatıyor ve bu savaşta aslında vücudun kendi organları zarar görüyor. Hastalığın şimdilik bilinen tek tedavisi kısıtlı bir diyet.

3. Alerji konusundaki dernekleşme süreciniz nasıl başladı?
Alerjiye dair edindiğim tüm bilgi ve birikimleri, diğer ailelere ışık tutmak amacıyla Alerjik Anne isimli blogta paylaşmaya başladım. Tanıştığım alerjik çocuk sahibi aileleri bir araya getirmek için Aralık 2014’de Alerji ile Yaşam Platformu’nu kurdum. Bu platform sayesinde binlerce aile, kendi alerji serüvenlerini, bilgi ve deneyimlerini, besin alerjisine uygun yemek tariflerini paylaşarak aynı şehirdeki anneler bir araya gelip dertleşme ve sosyalleşme imkanı yakaladı.
Faaliyetlerimizi kurumsal bir çatı altında devam ettirebilmek için Mayıs 2016’da Türkiye’nin ilk ve tek alerji hastaları derneği olan Alerji ile Yaşam Derneği’nin kurucu başkanı oldum. 16 aile tarafından kurulan derneğimiz, alerjik çocuk ailelerine psiko-sosyal destek verilmesini ve toplumun bu hastalık konusunda bilinçlendirilmesini amaçlıyor. Uzman hekimlerin ve psikologların desteği ile ailelere ücretsiz webinar ve seminerlerle bilgiler aktarıyoruz, çeşitli kamu ve özel kurumların desteği ile farkındalık projeleri yürütüyoruz. Kuruluşundan bu yana 40 binin üzerinde aileye ulaşan derneğimiz, Sabancı Vakfı tarafından Türkiye’nin Fark Yaratanları olarak seçildi.

4. Türkiye’de alerji yaygınlığı hakkında bilgi verebilir misiniz? Farkındalığın ne düzeyde olduğunu düşünüyorsunuz?
Ülkemizde besin alerjisi görülme sıklığı yaklaşık yüzde 6 yani bu her 17 çocuktan birisinde besin alerjisi olduğu anlamına geliyor. Çocukluk çağı astım görülme sıklığı ise yüzde 13-15 arasında ve bunun kaynağı çoğunlukla alerji olabiliyor.
Maalesef hem solunum yolu alerjileri hem alerjik astım hem de besin alerjisi konusunda toplum farkındalığımız düşük. Keza alerji, basit bir hapşırık ve kaşıntıdan ibaretmiş gibi düşünülse de çocuğun hayat kalitesini oldukça olumsuz etkiliyor. Hatta bazen hayati risk taşıyor.
Alerji kökenli hastalıkların tedavisi bulununcaya kadar bu hastalık ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin uluslararası insan hakları çerçevesinde sağlık, eğitim ve sosyal alanlarda fırsat eşitliğine sahip olduğu bir Türkiye inşa etmek istiyoruz.

5. Anne babalar çocuklarının alerjik olduğunu anlayabilir mi? Hangi şikayetlerde, nereye başvurmaları gerekiyor?
Huzursuzluk, sebepsiz ağlama, tekrarlayan pişik, mukuslu/kanlı dışkı, ürtiker, egzama, beslenme sonrası huzursuzluk, kusma, iştahsızlık, kilo alamama, anafilaksi, hırıltılı solunum, öksürük, burun ve geniz akıntısı, sık hapşırma, tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları gibi belirtileri gözlemleyen ailelerin hemen bir uzman doktora başvurması gerekir. Alerji ile mücadelenin ilk adımı, belirtileri tanımaktır. Her türlü destek için aileler derneğimize www.alerjidernegi.org.tr adresli sitemizden, info@alerjidernegi.org.tr adresine mail göndererek ya da 0 850 270 05 65 numaralı telefonu arayarak ulaşabilir.

6. Aktif bir dernek olarak sadece farkındalık çalışmaları ile yetinmiyor üretimi de işin içine katan etkinlikler yapıyorsunuz. Bu etkinlikleri nasıl belirliyorsunuz?
Yıllarıdır alerjik çocuk aileleri ile kurduğumuz etkili iletişimin sonucu, onların sorunlarını ve ihtiyaçlarını çok iyi biliyor, bu sorunları çözecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde etkinlikler düzenliyoruz.
Atopi Okulu projemizde başta atopik dermatit olmak üzere atopik hastalıklar hakkında bir websitesi oluşturduk. Anneler, uygulamalı atölyelerimizle gönüllü hemşiremizden nebülazatör, inhaler, adrenalin oto-enjektör kullanımı, atopik cilt/pişik bakımı, içerik etiketi okuma, ev içi alınabilecek önlemler hakkında bilgi alıyor.
Kartal Belediyesi ile Türkiye’nin ilk ve tek alerjik çocuklara özel kreşinin açılmasına öncü olduk. Bugüne kadar hiçbir okula kayıt yaptıramamış, okul öncesi eğitimden sırf hastalıkları nedeni ile mahrum kalmış çocukların bu kreşte nasıl geliştiklerini gözlemleme şansına eriştik.
Çocuklarımızın yaşadıkları dışlanma, akran zorbalığının önüne geçebilmek için okullarda farkındalık eğitimleri veriyoruz. 2018 yılında 4 okulda 300’ün üzerinde çocuğa uygulamalı eğitim verdik. İki üniversitenin Çocuk Gelişim Uzmanlığı öğrencilerine yani geleceğin anaokulu öğretmenlerine de benzer bir farkındalık eğitimi verdik.

7. Yakında bir lansman yapacaksınız. Lansman hakkında bilgi verir misiniz?
Alerji ile Yaşam Derneği olarak, dünyanın gelişmiş ülkelerinde her yıl Mayıs ayında Besin Alerjisi Farkındalık Haftası etkinlikleri yapılıyor. Bu haftanın ülkemizde de duyulmasına öncü olduk. 2015 yılından bu yana kendi olanaklarımızla gerçekleştirdiğimiz kampanyalarla hem binlerce alerjik çocuk ailesine ulaştık hem de toplumda farkındalık oluşturulmasına katkı sağladık.
2018 Besin Alerjisi Farkındalık Haftası kapsamında yemek yarışması düzenleyerek sütsüz, yumurtasız, glutensiz; genel alerjen ve rafine şeker içermeyen ama doğal, katkısız ve lezzetli tariflerin de türetilebileceğini herkese göstermek istedik. “Alerjik çocuklarımıza sağlıklı yemekler yapalım” çağrısıyla gerçekleştirdiğimiz bu yarışmada, anneler çocuklarının yiyemedikleri yemekleri alerjilerine uygun şekilde farklı malzemelerle baştan yarattı. Yüzlerce tarif üzerinden yaptığımız değerlendirmeler, yoğun bir tasarım ve kontrol aşamasından sonra “Alerji Dostu Tarifler” kitabımızı alerjik çocuk ailelerine ulaştırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Anneler arasındaki örnek dayanışmanın eseri olan bu kitap, imkânsız gibi görünen birçok tarifin mümkün olabileceğini, medikal diyete rağmen çocuklarımızın da sağlıklı ve dengeli beslenebileceğini gösteriyor.

HEMEN DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × one =